Alman basınından özetler
10 Eylül 2013
Berliner Zeitung, yorum sütunlarında, Şam yönetiminin elindeki kimyasal silahların bir an önce Suriye’den dışarı çıkarılması gerektiğine dikkat çekiyor.
"Dünyanın birçok ülkesi Esad rejimine güvenmiyor. O nedenle Esad, açıklamalarının arkasında durmalı ve bir an önce kimyasal silahlarını ülkeden çıkarmaya gerçekten hazır olduğunu ispat etmeli. İlk adım olarak BM’nin Kimyasal Silahlar Sözleşmesi’ni imzalamalı ve zehirli gaz cephaneliğinin envanterini ivedilikle BM’nin kontrolüne açmalı. Bağımsız uzmanların depolara veya gerekli belgelere erişimi sağlanmalıdır. Bunun yanında bu silahların sevkiyatı ve nasıl imha edileceği de görüşülmelidir. Esad fikrini değiştirmeden ya da zehirli gazlar isyancıların eline geçmeden, bu silahların mümkün olduğunca hızlı bir biçimde Suriye’nin dışına çıkarılması gerekiyor."
Ulusal gazetelerden Süddeutsche Zeitung'un yorum sütunlarında da böyle bir planın birçok ülkenin yararına olacağı görüşü göze çarpıyor:
"Öncelikle şunu herkes görmeli: 'Plan B' olarak adlandırılan fikrin hayata geçirilmesi çok sayıda avantaj sağlar. O zaman Amerikalılar, Şam yönetimine karşı devletler hukukuna aykırı bir askerî müdahale yapamaz. Ki bu daha sonra Rusya gibi diğer güçlerin destek girişimlerine kötü bir örnek oluşturabilir. Ayrıca ABD Başkanı Barack Obama, Kongre tarafından engellenme gibi alçaltıcı bir durumdan tasarruf etmiş olur. Hatta duruma uygun olarak, onun tehditleri olmadan Şam’daki adamın kimyasal silahlar konusunda kılını bile kıpırdatmayacağını iddia edebilir. Diğer yandan Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin de Suriyeli müttefikini ABD'nin askerî müdahalesinden koruduğu ve aynı zamanda onu taviz vermeye ikna ettiği için, arabuluculuk çabasıyla övünebilir."
Mittelbayerische Zeitung ise Obama’nın Suriye krizindeki tutumunu, 11 Eylül saldırılarının ardından ABD ulusunun yaşadığı tecrübeleri göz önüne alarak değerlendiriyor.
"Suriye, ABD’nin üstesinden gelinemeyecek askerî gücü ile dünya sahnesinde nasıl bir rol oynamak istediği gibi esaslı bir soruyu, yeniden gündeme taşıdı. Obama’nın kendi başına hareket etme konusundaki tereddüdü, 11 Eylül saldırıları ve akabinde yıllar süren savaşların ardından ABD ulusunun bölünmüşlüğünü yansıtıyor. Irak’ta yaşanan felaket, süper gücün, Ronald Reagen ve George W. Bush gibi başkanlardan da çok uzun yıllar öncesine uzanan özgüvenini, açık bir biçimde elinden aldı."
Basın turumuza Nordsee Zeitung’un 65’inci Uluslararası Frankfurt Otomobil Fuarı çerçevesinde Alman otomotivciliğinin durumunu irdelediği yorumu ile noktalıyoruz.
"Ne de olsa otomotiv sanayii, Almanya’da 700 binden fazla kişinin ekmek kapısını oluşturuyor. Üstelik bu sayıya otomotive dolaylı yoldan bağlı olan istihdam alanları dâhil değil. O nedenle yeni otomobillere karbondioksit salınımı sınırı gibi uygulamalar talep edilirken çok dikkatli olunmalı. İlk aşamada kulağa hoş gelen bu talepler, Alman otomobil üreticilerinin pazardaki konumunu olumsuz etkileyebilir. Zira Alman otomobillerinin üçte ikisi yurtdışına ihraç ediliyor. Kim Daimler veya diğer Alman tröstlerini bu konuda frenlemeye kalkarsa, diğer otomobil üreticilerinin ekmeğine yağ sürmüş olur. Bunun iklimin korunmasına hiçbir katkısı olmaz."
©Deutsche Welle Türkçe
Derleyen: Başak Demir
Editör: Başak Özay