Alman basınından özetler
18 Eylül 2013
Basın turumuza Tagesspiegel gazetesinin Almanya’nın 2002-2006 yılları arasında Suriye’ye sarin gazında kullanılabilecek kimyasallar satmasını irdeleyen yorumu ile başlıyoruz.
"Almanya, kriz bölgelerine ağır silah satışına karşı olan kriterleri, bilerek göz ardı ederek mütemadiyen ihracata izin veriyor. Hatta tam da şu sıralar Hrıstiyan Birlik Partileri, savaş mühimmatı ihracatında 'daha cesur' davranılmasını talep ediyor. Ancak federal hükümetin, şiddet imparatorlarına karşı en önemli müttefiklerinin yanında yer alması gerektiğinde ise bu hükümet taktiklere başvuruyor. Bakınız Libya, bakınız Suriye. Kim ihracat şansını ahlakî ilkelerin önünde tutarsa itibarımızı yerle bir eder."
Frankfurter Rundschau da seçimlere az bir süre kala, siyasi partilerin savaş mühimmatı ihracatına dair kızışan tartışmaları değerlendiriyor:
"Dışişleri Bakanı Westerwelle, tehdit edici bir biçimde savaş mühimmatı ihracatı konusundaki katı ilkeleri yumuşatmanın kendisi ile mümkün olmayacağı mesajını veriyor. Ancak durumun komikliği sadece şu örnekle bile açıklanabilir. Zira zaten Westerwelle’nin de yer aldığı koalisyon hükümeti her türlü 'sıkı' ihracat yönetmeliğini çoktan tamamen yumuşattı ve gayet cesur bir şekilde savaş mühimmatının Suudi Arabistan ve Katar gibi rejimlere satışına izin verdi bile. Asıl sorun şu gerçekte yatıyor; tüm bu kararlar gizlilik içerisinde ve her türlü demokratik kontrol dışında Federal Güvenlik Konseyi’nde alınıyor. Westerwelle tüm savaş mühimmatı ihracatının karar öncesinde kamuoyunda tartışılmasından yana tavır koyarsa, söyledikleri kulağa daha dolu gelir. O zaman seçmen de onun ne dediğini anlayabilir."
Geçiyoruz Yunanistan’a. Ulusal gazetelerden Süddeutsche Zeitung, sol görüşlü müzisyen Pavlos Fisas’ın salı gecesi aşırı sağcılar tarafından bıçaklanarak öldürülmesini ele alıyor.
"34 yaşındaki müzisyen Pavlos Fisas’ın ölümünden sonra Samaras ve hükümeti, kafasını artık kuma gömemez. Katilin Neonaziler ile yakın ilişkisi vardı. Onların siyasi uzantısı Altın Şafak Partisi’nin lideri, milletvekili Nikos Mihaloliakos, yandaşlarının perşembe günü kanlı olayın meydana geldiği yerde toplanacağını açıkladı. Herhalde bundan daha kışkırtıcı bir açıklama olamazdı. Kamu Düzeni Bakanı Nikos Dendias'ın, partinin en azından hücum birliklerini yasaklama konusunu nihayet düşünmeye başlaması yerinde bir tutum."
Westdeutsche Allgemeine Zeitung ise AB vatandaşlarının ortalama her gün yaklaşık 4 saatini televizyon karşısında geçirdiğini ortaya koyan araştırmayı ele alıyor.
"Bir Alman, günde ortalama 4 saatini televizyon karşısında geçiriyor. Günlük 8 saatlik uykuyu çıkarırsak, ömrünün dörtte birini televizyonun karşısında geçiriyor. Araştırmaya göre; televizyon, onun en yakın arkadaşı. Peki, cihaz gerçekten bunu hak ediyor mu? Elindeki imkânlarla karşılaştırıldığında kamu yayıncılığı yapan televizyon kanalları cesaretsizlikten kaybediyor. Eğer program yapımcıları seyirciyi, onlardan bir şey beklememek gerektiğine inanacak kadar küçümsüyorsa, insanın öfkelenmesi için halk eğitim müessesesi kavramını işe karıştırmaya bile gerek yok. Televizyon hiçbir zaman düzgün bir bilgi kaynağı olmadı, aksine sadece eğlence anlamında talihli anları oldu ama ondan da geriye pek bir şey kalmadı. En güzel programlar gece yarısında ölüme terk edildi ya da haber kanallarına kaydı. Seyirciler televizyon kanallarından intikamını henüz almadı. Ancak gençlerin alışkanlıkları değişiyor, programları bizzat tasarlama eğilimi büyüyor. Bunun daha fazla kalite talebi mi olduğu, belirsiz. Ama eğer televizyon kanalları, bizi aptallaştırdığı suçlamasından kurtulmak istiyorsa, biraz daha cesur olmalı."
©Deutsche Welle Türkçe
Derleyen: Başak Demir
Editör: Beklan Kulaksızoğlu