ABD Suriye'de yön değiştiriyor: Türkiye için ne değişebilir?
23 Ocak 2026
Suriye'deki dengelerin büyük bir değişimden geçtiği günlerde ABD'nin Suriye'deki geçici yönetimin Cumhurbaşkanı Ahmed El Şara'ya destek olması ve Suriye Demokratik Güçleri (SDG) ile ortaklığının "miadının dolduğunu" açıklaması Türkiye-ABD ilişkilerini de mercek altına aldı.
ABD'nin omurgasını Türkiye'nin terör örgütü olarak gördüğü Halk Savunma Birlikleri'nin (YPG) oluşturduğu SDG ile ittifakı Türkiye-ABD ilişkilerinin en sorunlu alanlarından birini oluşturuyordu.
Bu kapsamda şimdi ABD'nin Suriye'deki Kürtlerle müttefiklik ilişkisinin sona ermesinin nedenleri, Türkiye-ABD ilişkilerinin son durumu ve gelecekteki olasılıklar tartışılıyor.
ABD, SDG'den neden vazgeçti?
ABD, resmen 11 Ekim 2015'de kurulan SDG çatısı altında Kürtlerle ittifak ilişkisinin "taktiksel, durumsal ve geçici" (tactical-transactional-temporary) olduğunu daha önceden ilan etmişti. En son bu ilişkinin bittiğini açıklaması ise Kürtlerde büyük hayal kırıklığı yarattı.
Peki ABD bu müttefikinden neden vazgeçti?
Washington merkezli Ortadoğu Enstitüsü Türkiye Programı Direktörü Gönül Tol'a göre aslında bu durum ABD'yi ve Suriye'yi yakından takip edenler için şok bir durum değil. Tol, ABD Başkanı Donald Trump ile Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın Beyaz Saray görüşmesinin ardından Amerikalı yetkililerin "Türkiye'yle Suriye konusunda bütünüyle aynı sayfadayız" dediğine dikkat çekiyor.
Bu büyük değişimin en büyük tetikleyicisi olarak Suriye eski lideri Beşar Esad'ın düşmesini gören Tol, "Artık Suriye'de yeni bir merkezi hükümet var ve bu yeni hükümetle Washington ilişkilere yeni ayar yapmak istiyor. Yani ABD, SDG yerine Şam'la çalışmayı tercih etti" diyor.
Bu arada Wall Street Journal'da son çıkan habere göre Trump Amerikan askerlerinin tamamını Suriye'den çekmek istiyor. Trump birinci başkanlık döneminde askerlerini çekmeyi denemiş ancak CENTCOM'un itirazları nedeniyle başaramamıştı.
Türk Alman Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölüm Başkanı Enes Bayraklı, ABD'nin Çin'in yükselişine karşı aslında eski başkanlardan başlayan ama Trump ile radikal şekilde uygulanan "yapısal bir dönüşüme" gittiğini söyleyerek, şu değerlendirmeyi yapıyor:
"Çin'in yükselişine bakıldığında ekonomik olarak 20 yılda ABD üstünlüğü kaybedecek gibi. O nedenle Trump'ın gözünde Suriye dış politika önceliği açısından ilk yüzde değil. Hele PKK veya SDG gibi unsurlar bu resimde bir aktör değil. Almanya'yı, İngiltere'yi yalnız bırakmış bir Trump'ın SDG'ye veya PYD'ye sahip çıkacağını düşünmek bence çok naif olur."
Bayraklı, ABD'nin Ortadoğu'da bu bölgeye tekrar müdahil olmasını gerektirmeyecek bir istikrar ve düzen istediğini ve bu noktada uzun zamandır kırmızı çizgilerini anlatan Türkiye'nin dinlenmeye başlandığını söyleyerek, şu anda yaklaşık 100 yıldan beri ilk kez Şam'da Ankara'ya dost bir hükümet bulunduğuna işaret ediyor.
ABD taktik ortaklıklardan mı vazgeçiyor?
Öte yandan ABD'nin sadece Suriye'de değil ama daha genel olarak örgütlerle değil, bölgesel güçlerle iş birliği yapmak istediğini vurgulayanlar bulunuyor.
Marmara Üniversitesi Öğretim Üyesi Bilgehan Alagöz de bu görüşe katıldığını söyleyerek, şöyle konuşuyor:
"90'lardan itibaren Ortadoğu, ABD için öncelikle bir enerji güvenliği meselesiydi. Ancak bugün ABD net enerji ihracatçısı. Bu durum bölgenin ABD için stratejik önemini yapısal olarak değiştirdi. Ortadoğu tamamen önemini yitirmiş de değil; aksine önemi Çin ile küresel rekabet bağlamında yeniden tanımlanıyor. Çin'in temel enerji ihtiyacının büyük ölçüde Ortadoğu'dan karşılanması, ABD açısından bölgedeki devletlerle güçlü ilişkiler kurmayı daha rasyonel hâle getirdi."
Alagöz, bu bağlamda "ABD artık örgütlerle değil, bölgesel güçlerle iş birliği yapacak" çıkarımını büyük ölçüde doğru buluyor ve Trump yönetimiyle birlikte ABD dış politikasında "devlet dışı silahlı aktörlere dayalı taktik ortaklıklardan" ziyade bölgesel güçlerle uzun vadeli iş birliklerinin öncelendiğini kaydediyor.
ABD'nin Türkiye'den beklentisi ne olabilir?
Suriye'deki son gelişmelerle birlikte akla gelen bir başka soru da şu: ABD'nin Şam yönetimi ve Türkiye'nin hassasiyetlerini gözetmesinin, İsrail'le ilişkiler veya İran konularda bir beklentiye dayanıp dayanmadığı.
Alagöz, ABD'nin bu politika değişikliğiyle Türkiye'den en temel beklentisinden birinin Suriye'de İran etkisinin kalıcı biçimde sınırlandırılması olduğunu belirterek, şöyle konuşuyor:
"Esad'ın devrilmesi ve Şara'nın iş başına gelmesiyle İran'ın Suriye'deki nüfuzu büyük ölçüde ortadan kalkmıştı. Türkiye'nin yeni Şam yönetimiyle kurduğu yapıcı ilişkiler bu durumun sürdürülebilir olmasının da bir garantisi niteliğinde. Bu ABD açısından son derece önemli bir stratejik kazanç."
ABD'nin Türkiye'den bir diğer beklentisini ise bölgesel istikrarın korunmasına katkı sunması olarak gören Alagöz, İsrail ile ilişkilerin bu bağlamda ABD'nin öncelikleri arasında yer aldığını söylüyor ve şöyle devam ediyor:
"Washington, Türkiye-İsrail ilişkilerinin normalleşmesini arzu ediyor. Ama mevcut Netanyahu yönetimiyle bunun kısa vadede mümkün olmayacağı açık. İsrail'de olası bir yönetim değişikliği ise Türkiye-İsrail ilişkilerinin yeniden değerlendirilmesi açısından bir fırsat yaratabilir."
Gönül Tol da İsrail'in SDG'ye yapılan operasyonlara ses çıkarmadığına ve bunun örtülü bir uzlaşının varlığını gösterebileceğini anımsatarak, "Bu tansiyonun düşmesi anlamına geliyor. Ama tabii ki bu iç siyaset açısından hem Erdoğan hem Netanyahu'nun birbirine karşı agresif tonunun biteceği anlamına gelmiyor" diyor.
Bu arada ABD veya İsrail'in İran'da rejim değişikliği girişiminde bulunma olasılığı da bölge dengeleri açısından bugünlerde en çok takip edilen konuların başında geliyor.
SDG sorununun bitmesi başka alanlara yansır mı?
Peki Türkiye-ABD ilişkilerinde SDG sorununun aşılması Rusya'dan alınan S-400 sistemi ve F-35'lerle ilgili düğümün çözülmesine etki eder mi?
Enes Bayraklı, Trump'ın bu sorunu çözme isteğini birçok kere dile getirdiğini hatırlatarak, dünyada olduğu kadar içerde de pek çok dengeyi sarsan ABD Başkanı'nın giderek güçlendiğini ve Kongre'yi ikna edebileceğini düşünüyor. Bayraklı, Türkiye'ye öne sürülen gerekçelerin çoğunun siyasi olduğunu ve bunların çözümlenebileceğini de söylüyor.
ABD, Rusya'dan S-400 alımı nedeniyle Türkiye'yi 2019 yılında F-35 programından resmen çıkarmış, 2020 yılının Aralık ayında ise savunma sanayiini hedef alan CAATSA yaptırımlarını yürürlüğe koymuştu.
Gönül Tol ise bu konunun Türkiye'nin istediği şekilde çözülebilmesi için Trump'ın ABD Kongresi ile çalışması gerektiğine dikkat çekerken, "Ama Trump Kongre'yle çalışan bir başkan değil ve Kongre'den en az yasa geçiren başkan. Çoğu konuyu kararnamelerle hallediyor" hatırlatması yapıyor.
Trump ile kurulan bu denge kalıcı olur mu?
Erdoğan ile Trump arasında kurulan yakın ilişkilerin Türkiye-ABD ilişkilerinde kalıcı olup olmayacağı da gündemdeki bir diğer madde.
Tol, Trump'ın politikalarının sadece Ortadoğu'ya değil tüm dünyaya uzun soluklu etkisi olacağını düşünüyor ve bunu şöyle açıklıyor:
"Bundan sonraki ABD Başkanı tamamen farklı politikalar dahi izlese artık olan olmuş olacak. Yani dünya Amerika'ya bağımlılığından, ABD merkezli politikasından vazgeçmiş, herkes kendi çevresiyle yeni ittifaklar kurmuş olacak."
Bayraklı, ABD'nin şu anda yapısal bir dönüşüm içinde olduğu görüşünü tekrarlayarak, bunu şöyle açıklıyor:
"Trump'dan sonra da büyük ihtimalle yeni bir Cumhuriyetçi aday başkan olacak. Hatta Trump belki de üçüncü dönemi zorlayacak. Trump bir neden değil, bir sonuç. Trump gibi başka liderler de olacak. O nedenle ben bu politikanın devam edeceğini düşünüyorum."
Alagöz de Trump politikalarının kalıcı olacağını düşünen isimlerden. Obama ve Biden dönemlerinde derinleşen sorunların aşılmasında Trump gibi Türkiye'ye pozitif yaklaşan bir liderin etkisinin büyük olduğunu, ancak gelinen noktada ilişkilerin artık daha yapısal bir zemine oturduğunu belirten Alagöz, sözlerini şöyle sürdürüyor:
"Bu süreci yalnızca kişisel ilişkilere indirgemek eksik bir değerlendirme olur. ABD kurumsal düzeyde bir dış politika vizyon değişikliği yaşıyor. Küreselleşmeci politikaların terk edilmesi, liberal dünya düzeninde başat aktör olma iddiasının zayıflaması ve bunun yerine ikili ilişkiler üzerinden ulusal çıkarları önceleyen bir yaklaşım Trump sonrası dönemde de büyük ölçüde devam edecektir."
Bu nedenle Alagöz Trump sonrası donemde de iki ülkenin birbirine atfettiği stratejik önemin büyük ölçüde korunacağı görüşünde.