Akbelen direnişinin simge ismi Esra Işık tahliye edildi
11 Mayıs 2026
Muğla'nın Milas ilçesine bağlı İkizköy'de yıllardır süren Akbelen mücadelesinin içindeki isimlerden Esra Işık, 41 gün süren tutukluluğun ardından tahliye edildi.
TürkiyeBarolar Birliği ile İstanbul, İzmir, Aydın ve Muğla barolarından başkan ve temsilciler, savunma avukatları ve İkizköylüler, tutukluluk incelemesi öncesinde Milas Adliyesi önünde yaptıkları açıklamada Işık'ın serbest bırakılmasını istedi.
Milas 3. Asliye Ceza Mahkemesi ise inceleme sonunda Işık'ın yurt dışına çıkış yasağı şeklinde adli kontrol uygulanarak tahliyesine karar verdi.
Danıştay kararı neden kritik?
Esra Işık dosyasını yeniden gündeme taşıyan en önemli gelişme, Danıştay 6. Dairesi'nin Akbelen'deki acele kamulaştırma kararına ilişkin verdiği yürütmeyi durdurma kararı oldu. Karar 5 Mayıs'ta taraflara tebliğ edildi.
Yüksek mahkeme kararında, acele kamulaştırmayı gerektirecek olağanüstü bir durum bulunmadığını belirtti.
Kararda ayrıca uygulamanın telafisi güç ya da imkânsız zararlar doğurabileceği vurgulandı.
Bu tespit, yalnızca Akbelen'deki kamulaştırma sürecine ilişkin değil, Esra Işık'ın tutukluluğuna ilişkin tartışmalar açısından da önem taşıyor. Çünkü Işık'ın cezaevine uzanan süreç, bu acele kamulaştırma işlemleri kapsamında yürütülen bilirkişi keşfi sırasında yaşanan olaylarla başladı.
Köylülerin avukatları, Danıştay kararının Esra Işık'ın tutukluluğuna dayanak oluşturan hukuki zemini tartışmalı hale getirdiğini savunuyor. İstanbul Barosu da cuma günü yaptığı açıklamada yürütmeyi durdurma kararını önemli bir hukuki kazanım olarak değerlendirdi ve Esra Işık'ın derhal serbest bırakılması çağrısı yaptı.
Muğla Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Aras da benzer bir çağrıda bulunarak acele kamulaştırma uygulamasından vazgeçilmesini ve Işık'ın tahliye edilmesini istedi.
Şirket cephesi ise farklı bir değerlendirme yaptı. Yeniköy-Kemerköy Enerji, Danıştay kararının acele kamulaştırma kapsamındaki tüm alanları değil, dava konusu edilen 194 parseli kapsadığını savundu.
Bugünkü açıklamada konuşan hukukçular da Danıştay kararını tutukluluğun hukuki dayanağını doğrudan etkileyen bir gelişme olarak değerlendirdi.
Türkiye Barolar Birliği adına konuşan avukat Kemal Aytaç, "Esra Işık haklı, çok haklı. Hukuku savundu. Ama Esra Işık cezalandırıldı... Bugün yargıdan artık bu esarete, bu zulme bir son verilmesi için bir araya geldik" dedi.
Dava avukatlarından Arif Ali Cangı ile Barış Aydın da yürütmesi durdurulan acele kamulaştırma işlemleri kapsamında yapılan keşiflerin hukuki dayanağının kalmadığını savundu. Savunma tarafı ayrıca, günde 130'dan fazla parselde, parsel başına dört dakikadan az süre ayrılarak, mülk sahiplerine, avukatlara ve muhtarlara haber verilmeden keşif yapıldığını belirterek sürecin ciddi usul sorunları içerdiğini öne sürdü.
Bu gelişme, Esra Işık dosyasındaki hukuki tartışmaları yeniden alevlendirdi.
Milas'ta adalet nöbeti
Esra Işık'ın destekçileri 9 Mayıs'ta Milas Atapark Meydanı'nda "adalet nöbeti" başlattı. O tarihte 40 gündür tutuklu bulunan Işık için başlatılan nöbete yalnızca İkizköy'den değil, çevre köylerden de destek geldi.
Nöbetin merkezindeki isimlerden biri Esra Işık'ın annesi Nejla Işık oldu. "Köyünü korumak, toprağını, havasını, suyunu korumak suç değil, suç olmamalı" diyen Işık, "Evladımın tepkisi mahkeme heyetine değil, şirketleredir" ifadelerini kullandı.
Kızından ayrı geçirdiği ilk Anneler Günü'nde Şakran Cezaevi'ne gitmek yerine Milas Adliyesi önüne gelen Nejla Işık, "Toprağımızın talan edildiği yetmemiş gibi hepimizi kızımla cezalandırmaya çalışıyorlar" diyerek tepki gösterdi.
Esra Işık neden tutuklandı?
Esra Işık, Muğla'nın Milas ilçesine bağlı İkizköy'de yıllardır süren yaşam mücadelesinin içinde yer alan isimlerden biri. İkizköy Muhtarı ve Akbelen direnişinin öne çıkan isimlerinden Nejla Işık'ın kızı olan Işık, köylülerin termik santral ve madencilik faaliyetlerine karşı yürüttüğü mücadelede aktif biçimde yer aldı.
Akbelen'deki mücadele kamuoyunda özellikle ormanlık alanların kesilmesine karşı verilen direnişle gündeme taşındı. Ancak zaman içinde mesele yalnızca ağaçların korunmasına ilişkin bir çevre başlığı olmaktan çıktı. Zeytinlikler, tarım arazileri, köylülerin geçim kaynakları ve yaşam alanları da mücadelenin merkezine yerleşti.
Acele kamulaştırma kararı
Bu yıl gerilimi tırmandıran en önemli gelişme 10 Ocak 2026'da yaşandı. Resmî Gazete'de yayımlanan Cumhurbaşkanıkararıyla Akbelen çevresindeki Bağdamları, Çakıralan, Çamköy, İkizköy, Karacaağaç ve Karacahisar mahallelerinde bulunan toplam 679 parsellik tarım arazisi için acele kamulaştırma kararı alındı.
Kararın gerekçesi, Yeniköy ve Kemerköy termik santrallerine kömür sağlanması amacıyla bölgedeki madencilik faaliyetlerinin sürdürülmesiydi. Ancak köylüler açısından bu karar yalnızca teknik bir idari işlem değildi. Çünkü kamulaştırma kapsamındaki alanlar, ailelerin yıllardır ekip biçtiği arazileri, zeytinlikleri ve yaşam alanlarını kapsıyordu.
Kararın ardından köylüler ve arazi sahipleri yargıya başvurdu. Milas 2. Asliye Hukuk Mahkemesi'nde acele el koyma işlemleri kapsamında çok sayıda dava açıldı.
Avukatlara göre süreç oldukça hızlı ilerledi. Köylüler ve savunma tarafı, hukuki süreç tamamlanmadan fiili uygulamaya geçildiğini, keşiflerin hızla yapıldığını ve itirazların yeterince dikkate alınmadığını savundu.
Bu gerilimin en görünür anlarından biri 30 Mart'taki bilirkişi keşfi sırasında yaşandı. Köylüler, acele kamulaştırma süreci devam ederken sahada keşif yapılmasına tepki gösterdi. Esra Işık da bu itirazın öne çıkan isimlerinden biriydi.
"Biz sayıdan ibaret değiliz"
"Biz bu kamulaşmayı istemiyoruz. Burası bizimdir" diyen Işık, "Biz sayıdan ibaret değiliz. Bizim burada hayatlarımız var. Sizin '100, 200, 500 tane' diye yazdığınız zeytin ağaçlarına biz ömür verdik ömür" ifadelerini kullandı.
Bu sözler, Akbelen'deki itirazın yalnızca çevresel değil, aynı zamanda yaşam hakkı, aidiyet ve mülkiyet hakkı çerçevesinde görüldüğünü ortaya koydu. Ancak aynı gün yaşananlar, Esra Işık'ı bir ceza soruşturmasının sanığı haline getirdi.
Savunmaya göre köylüler, üzerinde resmi işaret bulunmayan sivil araçla gelen kişileri şirket temsilcileri sandı. Tepki de bu nedenle ortaya çıktı. Esra Işık daha sonra mahkemede de aynı savunmayı yaptı. "Araç keşif heyeti olduğunu bilmiyordum, şirket için gelen yetkililer olduğunu düşündüm" dedi.
Ancak aynı gece saat 23.50'de köydeki evinden gözaltına alındı. Geceyi nezarette geçirdikten sonra savcılığa çıkarıldı ve "görevi yaptırmamak için direnme" suçlamasıyla tutuklandı.
Mahkeme kararında, Esra Işık'ın bilirkişiler üzerinde baskı oluşturabileceği değerlendirmesine yer verildi. Karara çevre örgütleri, hak örgütleri ve muhalefet partilerinden tepki geldi. Tepkilerde, yaşam alanını savunan bir kişi hakkında tutuklama tedbirinin orantısız olduğu savunuldu.
İlk duruşmada ne oldu?
Esra Işık, 28 Nisan'da Milas 3. Asliye Ceza Mahkemesi'nde ilk kez hakim karşısına çıktı. İzmir Şakran Kadın Kapalı Cezaevi'nden jandarma refakatinde ve kelepçeli olarak getirilen Işık'ın duruşması yaklaşık yedi saat sürdü.
Savcılık ilk duruşmada tutukluluğun devamını talep etti. Mahkeme ise o aşamada "kuvvetli suç şüphesi" ve "kaçma ihtimali" gerekçesiyle tahliye talebini reddetti.
Savunma tarafı, Esra Işık'ın suç kastı bulunmadığını, tepki gösterilen kişilerin mahkeme heyeti olduğunun bilinmediğini ve olayın bağlamından koparılarak değerlendirildiğini savundu.
Çevre örgütleri, siyasi parti temsilcileri ve baroların takip ettiği duruşmanın fiziki koşulları da tartışma yarattı. Salondaki sınırlı kapasite nedeniyle destekçilerin önemli bölümü içeri alınmadı. Köylüler ise dışarıda nöbet tuttu.
Bu sırada Nejla Işık'ın "Toprağımız için adalet istiyorduk şimdi evladımız için adalet isteyeceğiz" sözleri kamuoyunda yankı buldu.
Mahkeme davayı 1 Haziran'a erteledi. Ancak bugün yapılan tutukluluk incelemesinde Esra Işık hakkında tahliye kararı verildi.
Bir tutukluluk dosyasının ötesinde
Esra Işık'ın tahliyesiyle birlikte dosyadaki tutukluluk tartışması sona erse de süreç çevre hakkı, mülkiyet hakkı, protesto özgürlüğü ve acele kamulaştırma uygulamalarına ilişkin tartışmaları yeniden gündeme getirdi.
Bugün Milas'ta Türkiye Barolar Birliği ve çok sayıda baronun devreye girmesi de bu tartışmanın geldiği noktayı gösteriyor. Dosya, yaşam alanlarını savunan yurttaşlara yönelik yargı süreçleri açısından da izlenmeye devam edecek.