Alican Uludağ için tahliye talebi: Süreç hukuka aykırı
22 Nisan 2026
"Cumhurbaşkanına alenen hakaret" suçlamasıyla 20 Şubat'ta tutuklanan DW Türkçe muhabiri Alican Uludağ, iki ayı aşkın süredir özgürlüğünden mahrum.
İstanbul 26'ncı Asliye Ceza Mahkemesi, Uludağ hakkında İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Terör Suçları Bürosu tarafından hazırlanan iddianameyi 1 Nisan'da kabul etmiş, ancak "yetkisiz olduğunu kabul ederek" tensiple birlikte dosyanın yetkili Ankara Asliye Ceza Mahkemesi'ne gönderilmesine karar vermişti.
Bu kararın ardından dosya Ankara'ya gönderilirken, Uludağ'ın tutukluluğu ise devam etti.
Alican Uludağ'ın dosyası Pazartesi günü Ankara 57'nci Asliye Ceza Mahkemesi'ne ulaştı. Avukatları Akın Atalay, Tora Pekin ve Abbas Yalçın, aynı gün mahkemeye sundukları dilekçeyle gazetecinin tensiple tahliyesini talep etti.
Mahkeme tahliye taleplerini reddetti, hazırladığı tensip zaptıyla tutukluluk halinin devamına ve duruşmanın 21 Mayıs 2026 saat 10.00'da yapılmasına karar verdi.
Avukatların dilekçesinde, yalnızca tahliye talebi değil, sürecin tamamına ilişkin kapsamlı hukuka aykırılık iddiaları yer aldı.
Gazeteci Uludağ, X platformundaki 13 paylaşımı nedeniyle cumhurbaşkanına alenen hakaret suçlamasıyla 20 Şubat'tan bu yana tutuklu bulunuyor.
"Kanunsuz, atipik ve anormal"
20 Nisan 2026 tarihli dilekçede, sürecin başından itibaren hukuka aykırı ilerlediği hem de tutuklama ve tutukluluğun devamı kararlarının yasal dayanaktan yoksun olduğu savunuldu.
Avukatlar, dilekçede süreci yalnızca usule ilişkin bir tartışma olarak değil, "kanunsuz, atipik ve anormal" bir yargısal süreç olarak nitelendirdi. Buna göre dosyada yaşananlar, sıradan bir yetki tartışmasının ötesine geçiyor; başından itibaren yetkisiz makamlarca yürütülen işlemler, çelişkili kararlar ve soyut gerekçelere dayalı tutuklama uygulaması nedeniyle bütünlüklü bir hukuka aykırılık oluşturuyor.
Dilekçede bu hukuka aykırılığın özellikle soruşturmanın başlatıldığı andan itibaren kendini gösterdiği vurgulandı.
"Yetkisiz soruşturma yürütüldü"
Sürecin İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülmesinin hukuka aykırı olduğunu belirten avukatlar, Uludağ'ın gazetecilik faaliyetlerini Ankara'da sürdürdüğüne dikkat çekti. Buna rağmen soruşturmanın İstanbul'da başlatıldığı ve gözaltı işlemlerinin bu kapsamda gerçekleştirildiği ifade edildi.
Savunmaya göre temel sorun da bu noktada ortaya çıktı. Dilekçede, İstanbul makamlarının soruşturma yetkisi bulunmadığına ilişkin itirazların daha ilk andan itibaren dile getirildiği, ancak bu itirazların ısrarla göz ardı edildiği vurgulandı.
Öte yandan, daha sonra aynı mahkemenin dosyada yetkisizlik kararı vermesinin, önceki işlemlerin de yetkisiz makamlarca yürütüldüğünü ortaya koyduğu savunuldu.
Savunmaya göre bu durum, dosyada başından itibaren süregelen yetki tartışmasının, yargı makamlarınca da dolaylı biçimde kabul edildiğini gösteriyor.
"Tutuklama gerekçeleri gerçeği yansıtmıyor"
Avukatlar, tutuklama kararında yer alan gerekçelerin "soyut ve matbu" olduğunu belirterek, kaçma ve delil karartma şüphesine ilişkin değerlendirmelerin somut olayla bağdaşmadığını ifade etti.
Uludağ'ın yıllardır Ankara'da yaşayan ve kamuoyunca tanınan bir gazeteci olduğuna dikkat çekilen dilekçede, evinde gözaltına alınmasının "kaçma şüphesi" olarak yorumlanmasının "gerçek dışı" olduğu savunuldu.
Dilekçede bu değerlendirmelerin, somut olgular yerine varsayımlara dayandığına da dikkat çekildi.
"Delil karartma ihtimali yok"
Dilekçede, suçlamaya konu olan paylaşımların sosyal medya içerikleri olduğu hatırlatılarak, bu tür delillerin ortadan kaldırılmasının ya da değiştirilmesinin mümkün olmadığı vurgulandı.
Ayrıca dosyada tanık bulunmadığına dikkat çekilerek, tanıklar üzerinde baskı kurulacağı yönündeki değerlendirmenin de somut bir dayanağı olmadığı ifade edildi.
Bu nedenle savunma, tutuklama gerekçelerinin dosyanın niteliğiyle açıkça çeliştiğini belirtti.
"Savunma hakkı kısıtlandı"
Avukatlar, tutukluluk incelemesi sırasında Uludağ'a savunma hakkı tanınmadığını da dilekçede gündeme getirdi.
17 Mart'ta yapılan incelemede, Uludağ'ın SEGBİS üzerinden bağlandığı, ancak kendisine söz verilmeden tutukluluğunun devamına karar verildiği ve bu durumun hukuka aykırı olduğu savunuldu.
Uludağ'ın buna itiraz ettiği, ancak itirazının savcılığa iletilmesi gerektiği söylenerek bağlantının kapatıldığı aktarıldı. Savunma bu işlemin hem usulüne hem sonucuna itiraz ettiğini, SEGBİS kaydına ilişkin tutanağın da talep edildiğini ancak itiraz hakkında henüz taraflara bir karar tebliğ edilmediğini belirtti.
Savunmaya göre bu süreç, Uludağ'ın savunma hakkının etkin biçimde kullanılmasını da engelledi.
"Tutukluluğun devamında hukuki yarar yok"
Dilekçede, dosyanın yetkili mahkemeye gönderilmesi sürecinde Uludağ'ın fiilen tutuklu kalmaya devam ettiği belirtilerek, tutukluluğun sürdürülmesinin "makul, yasal veya meşru bir yarar" taşımadığı ifade edildi.
Bu noktada savunma, tutuklamanın artık bir tedbir olmaktan çıktığını ve fiili bir cezaya dönüştüğünü savunuyor.
Avukatlar, tüm bu gerekçelerle mahkemeden Uludağ'ın tensiple tahliyesine karar verilmesini talep etti.
Alican Uludağ hakkındaki iddialar
Alican Uludağ hakkında "cumhurbaşkanına alenen hakaret," "yanıltıcı bilgiyi alenen yayma" ve "Türkiye Cumhuriyeti hükümetini ve devletin yargı organlarını alenen aşağılama" suçlarından iddianame düzenlendi.
Bu suçlamalar için kanunda öngörülen cezalar "cumhurbaşkanına alenen hakaret" için 1 yıldan 4 yıla, "yanıltıcı bilgiyi alenen yayma" için 1 yıldan 3 yıla ve "Türkiye Cumhuriyeti hükümetini ve devletin yargı organlarını alenen aşağılama" suçu için 6 aydan 2 yıla kadar hapis olarak düzenleniyor. TCK 43 kapsamında zincirleme suç hükümlerinin uygulanması halinde ise bu cezaların üst sınırı dikkate alındığında toplamda yaklaşık 19 yıl 6 aya kadar çıkabileceği hesaplanıyor.