1. İçeriğe git
  2. Ana menüye git
  3. DW'nin diğer sayfalarına git

Almanya AB’de reform istiyor

Bernd Riegert18 Ekim 2007

AB liderleri reform gündemiyle Lizbon’da toplandı. Toplantıda, aralık ayında törenle imzalanması beklenen reform sözleşmesine son şekli veriliyor. Belge, Almanya’nın AB içindeki konumunu güçlendiriyor.

Merkel, “AB için yenilenmiş ortak bir temelin ayarlarının yapıldığı" görüşünde.
Merkel, “AB için yenilenmiş ortak bir temelin ayarlarının yapıldığı" görüşünde.Fotoğraf: AP

Avrupa kurumlarını, birliği güçlendiren her sürece destek veren Almanya, Polonya ve İngiltere’nin aksine, kendi çıkarları için özel talepler ile göze çarpmıyor veya ulusal iradesini parça parça Brüksel’e teslim etmek konusunda aşırı direnç sergilemiyor.

Bu yılın ilk 6 ayında dönem başkanlığını yürüten Almanya’nın Başbakanı Angela Merkel da, anayasa projesinin hüsrana uğramasından sonra, Haziran ayındaki zirvede en önemli noktanın Reform Sözleşmesi’nin hayata geçirilmesi olduğunu söylüyordu. Merkel, “AB için yenilenmiş ortak bir temelin ayarlarını yaptık. Durgunluğu aştık. Sonuçta duyulan güveni haksız çıkarmadık ve bir bölünmeyi engelledik” diyordu.


Almanya’nın ağırlığı artıyor

Ama tabii ki Almanya’nın da kendi çıkarları var ve en büyük üye ülke olarak bu çıkarları korumasını biliyor. Yeni sözleşmeyle bu daha da bariz bir şekilde ortaya çıkıyor. Örneğin oy ağırlığı konusunda. Birlik içinde 80 milyonluk Almanya’nın 60 milyonluk Fransa kadar ve 40’ar milyonluk Polonya ve İspanya’dan biraz daha fazla oy hakkı var. Ancak Reform Sözleşmesi yürürlüğe girerse durum değişecek. Hükümet başkanları çifte çoğunluk prensibini benimsedi. Gelecekte kararlar, nüfus açısından da çoğunluğu temsil eden, oy çoğunluğuyla alınacak. En yüksek nüfuslu ülke olan Almanya’nın da böylece ağırlığı artacak.

Ayrıca kararların, hakkında olanlara en yakın merciler tarafından alınmasını öngören prensip de, Almanya’nın sürekli savunduğu ve Almanya’nın federal yapısına en yakın sistem.


Üye adayları için önemli

Avrupa liderlerinin, sözleşme metni üzerinde anlaşmaları, birliğe üye olmak için sıra bekleyen ülkeler açısından da çok önemli. Anayasa komisyonunun başkanı Jo Leinen’in 2006 yılında da belirttiği gibi, yeni sözleşme olmadan, ne Balkan ülkeleri, ne de Türkiye’nin üyelik şansı var:

“Eğer sözleşme üzerinde uzlaşamazsak, şu anki Avrupa Parlamentosu’nun yapısında, genişlemeye yer olmayacak. Romanya ve Bulgaristan Nis Anlaşması ile birliğe üye olan son ülkeler. Anlaşma olmazsa, bu Hırvatistan, Makedonya ve diğerleri için, gerçekten zor bir durum oluşturacak. Bu da sözleşmeyi hayata geçirmek için mevcut motivasyonlardan biri.”

Ortak bayrak ve marş yok

Anayasa projesi, Fransa ve Hollanda’daki referandumlardan red cevabı çıktığı için başarısızlığa uğramıştı. Aslında şimdiki Reform Sözleşmesi’ne bakıldığında aralarında temelde çok fark yok, sadece birçok noktanın adı farklı. Ortak bayrak, marş, dışişleri bakanı makamı gibi, Avrupa Birleşik Devletleri’ni andıran öğeler çıkartılmış. Fakat karar mekanizmaları ve kurumlar, neredeyse aynen devralınmış.

Komisyon küçülüyor

Birliğin 2,5 yıllığına bir başkanı olacak, İngilizlerin ve Hollandalıların çekinceleri nedeniyle adı dışişleri bakanı olmasa da aynı görevi yapan bir kişi seçilecek. AB komisyonu 2014 yılından itibaren küçültülecek. AB Parlamentosu’nun sandalye sayısı 750 ile sınırlı kalacak. Birçok siyasi alanda oybirliği ile karar prensibi kalkıyor. Polonya, İoannina paragrafı olarak bilinen uzlaşmanın da sözleşme metnine dahil edilmesini talep ediyor. Buna göre azınlıkta kalan ülkeler çoğunluk kararlarını yeni bir uzlaşma bulunabilene kadar engelleyebilecek.

İtalyanlar’ın itirazı

Son anlaşmazlık noktası ise, İtalyanlar’dan kaynaklanıyor. İtalya 2009 yılından itibaren, Avrupa Parlamentosu’nda kendisine ayrılan sandalye sayısının azaltılmasına karşı çıkıyor ve gerekirse veto tehditinde bulunuyor.

Sonraki bölüme git DW Gündemi

DW Gündemi

Sonraki bölüme git Daha fazla DW içeriği