1. İçeriğe git
  2. Ana menüye git
  3. DW'nin diğer sayfalarına git

ABD-Türkiye-Rusya üçgeni

15 Ocak 2018

Ortadoğu uzmanı Erkmen’e göre, Türkiye Rusya ile işbirliği yapmadan Afrin operasyonuna giderse Moskova ile sorun yaşayabilir. Erkmen, Rusya'nın tersine ABD’nin ise Afrin'de bekle-gör siyaseti izlediğini belirtiyor.

Fotoğraf: Getty Images/AFP/B. Kilic

Türkiye'nin Suriye'nin kuzeyinde yeni bir operasyon başlatacağı söylemi yeni değil. Fırat Kalkanı Operasyonu'nun sona erdiği ilan edilirken dahi, gerekli görülürse yeni operasyonlar yapılacağı belirtilmişti. Şu an, muhtemelen buna en yakın dönemdeyiz.

Kuzey Suriye'de değişen dengeler

Fırat Kalkanı Operasyonu'nun askeri harekat boyutunun sona ermesinin üzerinden yaklaşık 10 ay geçti. Bu süre zarfında IŞİD'den kurtarılan bölgede toplumsal ve ekonomik hayat ile güvenlik şartları değişti. Ancak Suriye'nin kuzeyinde dengelerin değiştiği tek yer Fırak Kalkanı'nın gerçekleştirildiği alan değil. Afrin'den Deir ez Zor'a kadar son bir yılda bu coğrafyada önemli değişiklikler yaşandı. Rakka ve Deir ez Zor'un kuzeyi büyük ölçüde PYD'nin elinde. Bu alanın güneyinde kalan geniş bölge ile Halep ise Suriye ordusunun denetimine geçti. Son 1.5 yıldır ciddi bir değişimin olmadığı tek alan Afrin olarak kaldı. Tüm bölge denklemi değişirken Afrin'deki durumun aynı kalması bu nedenle sürpriz olur.

Ortadoğu uzmanı Serhat ErkmenFotoğraf: privat

Türkiye'nin Fırat Kalkanı ile değiştirdiği dengelerin ötesinde Suriye'nin kuzeyinde bir değişim yaşanıyorsa, bunun iki temel aktörü bulunuyor: ABD ve PYD. ABD, 2014'ten itibaren IŞİD'le mücadele çerçevesinde PYD ve YPG'ye açık siyasi ve askeri yardımda bulunmaya başladı. Türkiye'nin itirazlarına rağmen, IŞİD'le mücadeleyi ön plana çıkarıyor; verilen desteği hedef ve süreyle sınırladığını ileri sürüyordu. Buna göre temel hedef IŞİD'in yenilmesiydi. Ancak IŞİD'in yenilmesiyle birlikte uzun süredir yapılan hazırlıklar ve organizasyon daha açık bir hâl almaya başladı.

ABD'nin SGD'nin içinden oluşturacağını ileri sürdüğü 30 bin kişilik sınır muhafızları, buzdağının görünen yüzü. David. M. Satterfield'in ABD Senatosu Dış İlişkiler Komitesi'nde yaptığı açıklamalarda ABD'nin Suriye'deki varlığı IŞİD'le mücadele konseptine oturtulmaya çalışılsa da bunu çok aştığı ve kalıcı bir hâl aldığı açıkça görülüyor. ABD'nin Suriye'de kalıcı olduğu ve kendisine de uzun vadeli yerel ortak olarak PYD'yi seçtiği söylenebilir. Bu durum Türk-Amerikan ilişkilerindeki var olan sorunlara çok daha ağır bir boyut getirecektir. Hatta konuşulan Afrin operasyonunun sadece bu bölgeyle sınırlı kalmamasına ve Menbiç'e doğru kaymasına bile neden olabilir. 

Afrin operasyonu geliyor mu?

İdlib'de çatışmaların şiddetlendiği bir dönemde Türkiye, Afrin konusundaki söylemini son dönemin en üst boyutuna ulaştırdı. 17 Ocak'ta yapılacak MGK toplantısından sonra Türkiye'nin Afrin'de bir operasyon başlatması artık sürpriz olmaktan çıktı. Bu nedenle konuyu farklı boyutlarıyla da ele almalıyız. İlk bakışta, Suriye'de Türkiye'nin Rusya ile ortak; ABD'yle rakip olduğunu söyleyebiliriz. Oysa olası bir operasyona Rusya'nın tepkisi ABD'ninkinden fazla olabilir. Hatta Rusya'nın karşı çıkabileceğini ya da en iyi ihtimalle katı kurallar koyarak destekleyebileceğini, ABD'nin ise göreli sessiz ve gülümseyerek izleyeceğini söyleyebiliriz.

Afrin ve civarı, Suriye'nin kuzeydoğusundan farklı olarak Rusya'nın daha etkin olduğu bir bölge. Üstelik, İdlib ve civarındaki çatışmalarla birlikte, Rusya ve rejim bütün dikkatini bu bölgeye odaklamış durumda. Rus yetkililerden gelen açıklamalar, Türkiye'nin Afrin'deki operasyonunu destekleyeceklerini göstermiyor. Dahası, Türkiye'nin İdlib'deki varlığını güneye doğru genişleyecek şekilde artırmasını istiyorlar.

Bunun karşısında ABD ise Afrin operasyonundan ironik bir şekilde memnuniyet duyabilir. Bir kere, Afrin'de YPG bulunsa da bölgenin ABD etkisine diğer YPG kontrolündeki alanlara göre daha az açık olduğu biliniyor. İkincisi, ABD, Fırat'ın doğusunda uzun süreli bir askeri ve siyasi proje geliştirirken, bu projenin karşısında olan Türkiye'nin başka bir sorunla uğraşması ABD açısından yeğlenebilir. Üçüncüsü, Afrin'de bir operasyon olur da Türkiye'nin beklediği kadar çabuk ve az sorunlu geçmezse, ABD için daha önemli olan Menbiç güvence altında kalabilir. Son olarak, Rusya'nın itirazlarına rağmen Türkiye'nin Afrin'de bir operasyon başlatması iki ülke arasında yeni sorunlara neden olabilir. Bu nedenle, Rusya'nın tersine ABD'nin Afrin konusunda bekle-gör siyaseti izlediği söylenebilir.

Unutmayalım ki, Rusya ve ABD hâlâ Suriye konusunda ciddi birer rakip. Rusya'nın Şam üzerinden tesis etmeye çalıştığı düzene, ABD; PYD üzerinden güçlü bir karşı çıkış üretiyor. Böyle bir durumda, sahaya en yakın ve dengedeki en hassas dengeleyici rolünü oynayabilecek Türkiye'nin rolü ön plana çıkıyor. ABD, attığı PYD adımlarıyla Türkiye'yi kendisinden uzaklaştırdığını görüyor, ancak Afrin ve İdlib nedeniyle Türk-Rus ilişkilerinde bozulma olması ABD için kötü bir senaryo sayılmaz.

Kısa vadede bizi ne bekliyor?

Türkiye'nin Soçi öncesinde söylemini sertleştirmesi tesadüf olamaz. Türkiye'nin bir yandan İdlib'deki çatışmalar diğer yandan Soçi toplantısına hazırlıklar sürerken yaptığı çıkışlar, ya son dönemin en sert diplomasi hamlesi ya da uzun süreli bir operasyondan önceki son uyarılar.

Eğer bir operasyon olursa Rusya'nın askeri desteği hayati önem taşıyacak. Rusya'nın desteği sağlanmadan bu operasyonun mevcut hava ve saha koşulları dikkate alındığında daha zorlu olacağı unutulmamalı. Dahası, Fırat Kalkanı Operasyonu'nda görüldüğü gibi kaynağı belirsiz engellemeler ve saldırılarla Türkiye'yi yavaşlatmaya veya durdurmaya yönelik girişimlerin olması da şaşırtıcı olmaz. Fakat daha önce de belirttiğimiz gibi belki de yanlış noktaya odaklanıyoruz. Türkiye, Afrin'den bahsederken dahi ABD'yi uyarıyorsa belki de darbeyi sadece Afrin'de değil Menbiç'te de vuracak. Eğer bu gerçekleşirse Türkiye dahil tüm aktörler açısından Ortadoğu'da son 10 yılın en ilginç sayfalarından birisi açılıyor olabilir.

Serhat Erkmen

© Deutsche Welle Türkçe

Doç. Dr. Serhat Erkmen Ahi Evran Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi ve 21.Yüzyıl Türkiye Enstitüsü Ortadoğu ve Afrika Araştırmaları Merkezi Başkanı olarak görev yapmakta.

 

Sonraki bölüme git Bu konuda daha fazla içerik