1. İçeriğe git
  2. Ana menüye git
  3. DW'nin diğer sayfalarına git

Ankara'ya göre vize muafiyeti tamam

2 Mayıs 2016

AB Komisyonu'nun Türkiye'ye vize muafiyetini görüşmek için yapacağı toplantıya geri sayım sürerken Ankara-Brüksel hattında yine 'fırtınalı' bir diplomasi trafiği yaşanıyor.

Timmermans, Tusk, Davutoğlu, Merkel
Fotoğraf: Getty Images/AFP/STR

Brüksel'e "Tüm kriterler tamam. Vize muafiyetinin önünü açın" baskısı yapan Ankara, bu baskının sonuç vereceğine inanıyor. Ankara'ya göre; Türkiye'ye vize muafiyeti sağlayacak AB aynı zamanda "mülteci fobisi"ni de yenmiş olacak.

AB'ye tam üyelik müzakerelerine 2005'te başlayan ancak o günden beri sadece Kıbrıs sorunu yüzünden değil, reformist tavrında yalpaladığı için de bir türlü müzakerelerde ilerleyemeyen Türkiye, bir anda kendini AB ile vize muafiyeti pazarlığı yaparken buldu. Suriye'de kriz derinleştikçe mülteci sorunu da büyüdü ve AB bu soruna çözüm ararken Türkiye'yle mutabakat masasına oturdu. 18 Mart'ta varılan mutabakat gereğince AB, geri kabul anlaşmasını uygulayacak Türkiye'ye vize muafiyeti verileceğini duyurdu. Bu mutabakat sonrasında "Vize muafiyetinin de şartları var. Muafiyet askıya alınabilir" haberleriyle sarsılan Ankara, başta Almanya olmak üzere tüm AB ülkelerinden 18 Mart tarihli mutabakatın uygulanmasına dönük garanti istemişti. Peki bu garanti sağlandı mı? Ankara, AB'nin istediği ve 72 madde olarak sıralanan tüm şartları yerine getirdi mi? İki gün içinde Türkiye'ye vize muafiyetinin çerçevesini belirleyecek olan AB, Ankara'yla nasıl bir yolda ilerliyor?

DW Türkçe'nin sorularını yanıtlayan AB Bakan Yardımcısı Ali Şahin, 18 Mart tarihli mutabakatın 4 Nisan'da uygulanmaya başladığını ve Ankara'nın aynı zamanda 'aslında hiç de şart değilken' 72 şart ve 6 yasa üzerinde çalışmalar yürüttüğünü söyledi. "72 şart, esas şart değildi ancak Türkiye bu şartları da yerine getirmiştir. Üstüne üstlük 6 yasal düzenleme de yapılmıştır" diyen Ali Şahin, bu hafta Kolluk Gözetim Yasası'nın da tamamlanacağını dile getirdi. Şahin'e göre AB Komisyonu, vize muafiyetiyle ilgili düşüncesini açıklarken daha çok biyometrik pasaport uygulamasına geçiş ve sınırların kontrolü ile ilgili yasal düzenlemelere bakacak. Şahin, yapılan düzenlemelerle ilgili şu bilgileri aktardı:

"Teknik anlamda 72 şart olarak duyurulan düzenlemelerin hepsi yapıldı. AB'ye bunların nasıl yapıldığı, yapılacağı anlatıldı. Biyometrik pasaportların basım süreci devam ediyor. Bunlar –çipli, yüksek güvenlikli pasaportlar- olacak. Biyometrik pasaporta geçiş de Haziran öncesi tamamlanmış olacak. Kolluk kuvvetleri komisyonu kurulması gerekiyordu, o da kuruluyor. Siyasi etik yasası da bu düzenlemelerin içinde sayılmıştı ki, o yasayla öngörülen düzenlemeler ilgili yasal değişikliklerin içinde birleştirildi. Merkel'in Gaziantep ziyareti zaten Ankara'nın AB'nin istediği tüm kriterleri yerine getirdiği şeklinde yorumlandı. AB'yle kurulan diyaloglar da olumluydu. AB soruyordu –sığınmacılar için ne yapıldı?- 16 geri kabul ünitesi kuruldu. Hepsi aktif. Suriyeli sığınmacılar bu ünitelere yerleştiriliyor. Olmayanlar da, gerekli işlemler doğrultusunda orijinal ülkelerine gönderiliyor. Merkel, AB'nin tüm beklentilerinin karşılandığını yerinde gördü. Ankara ile AB; sığınmacı krizinin çözümü için 18 Mart'ta varılan mutabakatın sorunsuz uygulandığını teyit etmiştir. Bu mutabakatın gereği neyse yapılacaktır. Başka hiçbir -koşul, askı, şart- tarzı gelişme kabul edilmeyecektir."

"Türkler AB'ye akın etmeyecek"

Bakan Yardımcısı Şahin, vize muafiyetiyle birlikte AB çevrelerindeki "Türkler AB'ye akın edecek" algısının, "Avrupalılar Türkiye'ye akın edecek" şeklinde Türkiye'de de yaşandığını anlatırken, "Bu süreç; büyük değişiklikleri, çapı geniş düzenlemeleri beraberinde getirmeyecektir. Türk vatandaşları zaten yeşil, diplomatik türü pasaportlarla Avrupa ülkelerine girebiliyorlar. Değişiklik; Türk vatandaşlarının elçilikler, konsolosluklar önünde bekleyişinin son bulması olacaktır. Türklerin Avrupa'ya akın edeceğine ilişkin algı da son derece provokatif ve yanlıştır" değerlendirmesi yaptı. Şahin, "Doğu Avrupa ülkelerinden Türkiye'ye akın olabilir. Türkiye bugün pek çok Avrupa ülkesi için cazip bir ekonomiye sahiptir" derken, sığınmacı krizinin AB-Türkiye ilişkilerini nereye getirdiğini de şöyle anlattı:

"AB mülteci fobisini aşıyor"

Brüksel'e "18 Mart mutabakatı sulandırılırsa AB kendini sorgulamalıdır. Ankara, bu mutabakatın üstüne başka hiçbir teklifi kabul etmeyecektir. Vize muafiyetinden geri dönülemez" mesajında ısrar eden Ankara, vize muafiyetinde AB ile bu noktaya gelinmesinde sığınmacı krizinin nasıl bir rol oynadığını da sorguluyor. Bakan Yardımcısı Şahin, bu sorgulamayı şöyle dile getiriyor:

"AB, -Türkiye gerekli tedbirleri alırsa Avrupa'ya mülteci akını son bulur mu, bulmaz mı- testi yaptı. Ve bu durum AB'nin ciddi bir mülteci fobisi olduğunu gösterdi. Sonra ne oldu. 18 Mart mutabakatından önce günde 6 bin 800 sığınmacı Yunan adalarına geçiyorken bu rakam mutabakat sonrası 200'e kadar indi. Avrupa'ya büyük mülteci akınından korkuluyordu ki, bunu Türkiye önledi. Sığınmacıların doğal rotasının da Türkiye üzerinden olduğu dillendiriliyordu ki; bu da, önlendi. Aslında gelinen noktada; kriterler Avrupa açısından karşılandı. Avrupa'nın bu noktadan dönüşü mümkün değildir."

"Teknik değil siyasi karar"

DW'nin ulaştığı kaynaklar; AB'yle sığınmacı anlaşması yapıldığında Türkiye'nin 72 kriterden 19'unu zaten yerine getirdiğini, geriye kalan 53'ü üzerinde çalışmaların da hızlandırıldığını anlatırken, bu çalışmaların "belge güvenliği, göç yönetimi, geri kabul, temel haklar ve kamu güvenliği" başlıklarında raporlaştırıldığını söylüyor. Ankara'nın Brüksel'e gönderdiği son raporda "Taraflar; çalışmaların düzenli olarak sürdürülmesi ve kontrol edilmesi konusunda da anlaşmıştır. Teknik çalışmaları, karşılıklı siyasi güven cesaretlendirecektir" deniyor. Ankara; 18 Mart mutabakatı doğrultusunda Haziran sonunda vize muafiyetinin Türk vatandaşları için de geçerli olmasını beklerken, anlaşmanın teknik değil siyasi boyutunun daha çok konuşulması gerektiği ve bu boyutun her türlü olasılığa açık olduğunu düşünenler de var. ODTÜ Uluslararası İlişkiler Bölümü'nden Hüseyin Bağcı, DW'nin "Neden kimse bu anlaşmadan bir türlü emin olamıyor" sorusunu yanıtladı:

"Çünkü teknik değil siyasi bir karar var ortada. Teknik olarak bütün kriterlerin karşılandığına kimsenin itirazı yok. AB, Türkiye'ye bir söz verdi ama bu sözün getirdiği endişeler her gün artıyor. Ve AB için bakıldığında daha çok geçerli olan bir deyiş vardır. –Bütün anlaşmalar ihmal edilmek için yapılır. – Vize muafiyeti AB ile Türkiye ile arasında öteden beri var olan siyasi güvensizliği gidermeyecektir. AB'nin Türkiye'ye karşı temkinli tavrı, Türkiye'nin AB'ye karşı tehditkar çıkışları bitmeyecektir. Özetle; siyasi kararla hareket edip, günü kurtardığını düşünen siyasiler yolun sonunda büyük fotoğrafa bakabildiklerinde aslında kaybettiklerini; Türk halkı ile AB halkını yakınlaştıramayıp, uzaklaştırdıklarını anlayacaklardır. Ama o zaman, barış ve işbirliği için çok geç olacaktır."


© Deutsche Welle Türkçe

Hilal Köylü / Ankara

Sonraki bölüme git Bu konuda daha fazla içerik