1. İçeriğe git
  2. Ana menüye git
  3. DW'nin diğer sayfalarına git

Banu Güven: Venezuela’yı savunmak

Banu Güven
26 Ocak 2019

“Venezuela’da muhalefetin Maduro’yu başkanlıktan indirme girişimi üzerine neyi savunmalı?” Banu Güven DW Türkçe’de yazdı.

Venezuela Jahresansprache Präsident Nicolas Maduro im Parlament, Caracas
Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro, selefi Hugo Chavez'in resminin önünden geçerkenFotoğraf: picture-alliance/AP Photo/A. Cubillos

“Kötüler kazandı. Her zamanki gibi. Yalanlarla ve hileyle.”

Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro hükümet karşıtı koalisyonun 2015’teki seçimlerde mecliste çoğunluğu almasının ardından, selefi Hugo Chavez’in mezarı başında böyle diyor, yüzde 80’e yakın katılımla yapılan bu seçimin sonucunu “karşı devrim” olarak nitelendiriyordu.  2013’teki başkanlık seçimini yüzde 1,5’lik farkla, yani 220 bin küsur oyla kazanan Maduro, muhalefet partilerine oy veren 7 milyon 728 bin Venezuelalı’nın iradesine saygı göstermeyeceğini orada ilan etmişti.

Banu GüvenFotoğraf: Privat

Olayların seyri
2013’te ölen Hugo Chavez’in yerine yukarıda belirttiğimiz gibi küçük bir oy farkıyla seçilerek geçen Maduro, mecliste çoğunluğu elinde tutan muhalefetin bir gün kendisini koltuğundan edeceğini düşünüyordu. Haklı da çıktı, çünkü meclis 2016’da Maduro’nun görevden alınmasına dair bir referandum kararı aldı. Ne var ki, Ulusal Seçim Kurulu önce işi yokuşa sürdü, sonra da bu referandumu iptal etti. Maduro bu kez sorunu kökünden çözmek üzere işe koyuldu. Halkın, yürütmenin ve yargının Sosyalist Adaletin Büyük Misyonu adı altında meclise karşı bir ittifak oluşturması gerektiği fikrini dile getirmeye başladı. Bu mesajı verdiği Yüksek Adalet Divanı, 31 Mart 2017’de Ulusal Meclis’i feshetti ve yasama yetkisini devraldı. Seçilmişlerin dokunulmazlıkları da kısıtlandı. Maduro 2017’de anayasayı değiştirmek üzere bir Kurucu Meclis için de seçime gitti. Muhalefet bu seçimi boykot etti.

Muhalefet sokağa çıktığında iktidarı destekleyen sivillerin oluşturduğu “Colectivo”ların yer yer silahlı müdahalesiyle karşılaştı. Gösterilerde onlarca kişi yaralandı. Maduro tepkiler üzerine Yüksek Adalet Divanı’ndan meclise yetkilerini iade etmesini istedi. Yetkiler kağıt üzerinde iade edildi. Bir tarafta seçmenin oluşturduğu meclis, diğer tarafta Maduro’nun kurdurduğu meclis. İktidara kazık bağlamak isteyen Maduro böylece güçlerin ayrılığı ilkesini dümdüz, ülkedeki siyasi düzeni de altüst etti.

Baskın seçim
Aslında Aralık 2018’de yapılacakken bir baskınla Nisan’a alınan, sonra da yine 20 Mayıs’a ertelenen seçimi muhalefet boykot etti. Bazılarına göre katılımın yüzde 25’te kaldığı, iktidarın ise yüzde 46 oranında katılım olduğunu iddia ettiği seçimin galibi yine Maduro oldu. Bu seçimin sonucu pek az ülke tarafından tanındı. Maduro açlıkla mücadele eden bölgelere hediyeler dağıttığı seçim kampanyasında devlet imkanlarını şahsi çıkarı için kullanarak Anayasa’yı birçok kez çiğnemişti. Mesela son mitingini de devlet imkanlarıyla hazırladığı ortaya çıktı. Mesela havai fişek patlatma işi savunma bakanlığının sorumluluğundaydı! Gıda ve hijyen malzemelerinin dağıtımını kontrol altına almak için çıkarıldığı söylenen ama sahiplerini Sosyalist Parti’yle ilişkilendiren Carnet de la Patria kartları da Maduro tarafından daha çok oy alabilmek için bir araç olarak kullanıldı.

Maduro’nun meşruiyeti
Maduro’nun 1999 Anayasası’na göre yeni görev dönemi için Ocak ayında Ulusal Meclis huzurunda yemin etmesi gerekiyordu ama yemin töreni için oraya değil, kurduğu koalisyonun sacayaklarından Yüksek Adalet Divanı’na gitti.

Ulusal Meclis’in Başkanı, genç muhalif politikacı Juan Guaido da işte bu noktada devreye girdi. Guaido son seçimin meşru olmadığını, Maduro’nun mevcut devlet başkanı olarak kabul edilemeyeceğini söyleyerek bu görevi geçici olarak üstlendiğini açıkladı. Anayasanın ilgili hükmü devlet başkanının görevde olmadığı dönemde meclis başkanına bu yetkiyi veriyor. Sonra da yeniden seçime gidilmesi gerekiyor. Guaido, Maduro’yu koltuğundan indirmek için orduya da çağrıda bulundu ama istediği cevabı alamadı. Maduro darbenin başarıya ulaşmadığını ilan etti.

Herkes çıkar peşinde…
Herkes hariçten gazel okuyor, her hükümetin de ayrı bir hesabı var tabii. ABD’nin burnunun dibindeki Venezuela’da Çin’in, Rusya’nın nüfuz alanı yaratmasını engellemek için Maduro’yu gönderecek her türlü muhalif hareketi destekleyeceği ortada. Diplomatlarını hemen çekmemesi de müdahale için her türlü fırsatı kolladığını düşündürüyor. ABD Dışişleri Bakanı Pompeo Cuma günü sosyal medyada Venezuelalılar’a seslenirken, “Sizlere en az 20 milyon dolar tutarında insani yardım yapmaya hazırız” dedi. “Maduro’yu devirirseniz” diye eklemesine gerek yoktu tabii.

Washington’un Venezuela’nın petrolünün ve altınlarının izini sürdüğü de sır değil. O yol da Türkiye’ye çıkıyor. Trump yönetiminin yaptırımlarına rağmen Venezuela altını Türkiye'de işleniyor. Ayrıca altın çıkarmak için Venezuela’ya giden Türk şirketleri de var. Türkiye sadece altın madenleriyle değil, petrol kuyuları, elmas madenleri ve bu hammaddelerin yerinde ve Türkiye’de işlenmesiyle yakından ilgileniyor. Maduro bir ara iki ülke arasında ticarette Venezuela’nın kripto parası Petro’nun kullanılmasını da önermişti ama sanırım Erdoğan o konuyu “Bakarız” diye geçiştirdi. Haliyle Venezuela’daki istikrarsızlık Türkiye’yi de tedirgin ediyor. Türkiye ile birlikte şu an “dostlar” tarafında olanlar yönetim değişirse ne tarafa düşerler, onu merak ediyorlar. Mesela Rusya Venezuela’dan sözünü aldığı askeri üsse yine sahip olabilir mi? Petrol ve altın çıkarmak için imzalanan anlaşmalar ne olur? Çin’in on milyarlarca dolarlık yatırımı ve stratejik ortaklığının kaderi nasıl şekillenir? Bütün bunlar da sosyalizm aşkından değil.

Venezuela’da halkın karnının doyması ya da ülkeye demokrasinin yerleşmesi de aslında başka hükümetlerin pek umrunda değil. Ama işin asıl acayip tarafı, ülkesinde ay sonunu 2 dolarla getirmeye çalışanlar, doğru düzgün yemek yiyemedikleri için 20 kilo verenler varken, Maduro’nun dünyanın başka bir yerinde bir restoranda, en görgüsüz şekilde lüp lüp etleri götürebilmesi mesela.

Kimin “kıllı eli”?
Doğru, gelir dağılımında eşitliğin ve sosyal adaletin karşısındaki en büyük tehdit neoliberalizm. Öyle baskın ki, dışarıdan da ülkelerin kaderlerini belirleyebiliyor. O ülkeleri yönetenler talip oldukları görevleri yerine getirmek konusunda ehil değillerse, bu daha da kolay oluyor.

Hugo Chavez daha işler sarpa sarmadan iktidarının ilk yıllarında yaptığı bir konuşmada “Neoliberalizm dünyanın bu kısmı için cehenneme giden bir yoldur. Ben piyasaları dengeleyen bir görünmeyen el olduğuna inanmıyorum. Benim gördüğüm tek şey ortalığı altüst eden kıllı bir el” demişti. Venezuela’dan 1999’da çıkan o kıllı elin yerinde, bugün koltuğa tutunmuş bir başkası var. Tartışma bu iki el arasında tercih yapmaktan ibaret olmamalı.

Banu Güven
© Deutsche Welle Türkçe

 

 

 

 

Banu Güven Gazeteci ve TV moderatörü. Türkiye, Almanya ve dünyadaki gelişmeler üzerine yazılar kaleme alıyor.