1. İçeriğe git
  2. Ana menüye git
  3. DW'nin diğer sayfalarına git

Bekleme odasında 25 yıl

14 Nisan 2012

1987 yılında AB’ye tam üyelik için başvuran ancak bugüne kadar umduğunu bulamayan Türkiye ne yapmalı? Uzmanlar yanıtladı…

Fotoğraf: picture-alliance/dpa

Türkiye’nin AB’ye tam üyelik için yaptığı resmi başvurunun üzerinden tam 25 yıl geçti. 14 Nisan 1987 yılında, o dönemki adıyla Avrupa Ekonomik Topluluğu’na üyelik için başvuran Türkiye, müzakerelere ancak 2005 yılında başlayabildi. Kıbrıs sorunu ve Fransa Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy’nin engellemeleri nedeniyle, süreç bugün artık neredeyse donmuş durumda.

Bahçeşehir Üniversitesi öğretim üyesi Dr. Cengiz Aktar’a göre, yıllar boyunca inişli çıkışlı bir seyir izleyen Türkiye’nin AB sürecinin bu kadar uzamasında her iki tarafın da büyük hataları var. Dr. Aktar, şu değerlendirmeyi yapıyor:


“Türkiye’nin AB sürecinde 1959 yılında beri hep bir çifte standart olmuştur. Batı Avrupalılar bugüne kadar Türkiye'yi hiçbir zaman, tam anlamıyla bir ortak olarak değerlendiremediler ve bugün de değerlendiremiyorlar. Ama bu demek değil ki tüm hata Avrupa tarafında. Türkiye’de de bu işler, inişli çıkışlı bir çizgi izledi siyaseten. Bugün baktığımızda, hükümetin iyice bu işten soğudu ortaya çıkıyor.”

Türkler, AB üyeliğine inanmıyor

1999 yılında AB liderlerinin “aday ülke” olarak kabul ettiği Türkiye, hızlı bir reform sürecinin ardından 2005 yılında tüm üyelik müzakerelerine başladı. 1999-2005 yıllarında Türkiye kamuoyunun yaklaşık yüzde 80’i tam üyeliğe destek verirken, bu oran son yıllarda e yüzde 50’ler düzeyine geriledi.

Ankara Üniversitesi, Avrupa Toplulukları Araştırma ve Uygulama Merkezi’nin (ATAUM) 2010 yılında yaptığı kapsamlı bir ankete göre, Türk halkının yüzde %32,8',i "AB üyeliğinin hiçbir zaman gerçekleşmeyeceğini” düşünüyor. Kamuoyunun yüzde %83,9'u, AB’nin Türkiye’ye karşı güvenilir ve samimi davranmadığına inanıyor.

ATAUM uzmanı Erhan Akdemir’e göre bu durum, “Türkiye kamuoyunun, AB konusunda hem kafa karışıklığı yaşadığı, hem de aldatılmış hissine sahip olduğunu” gösteriyor. Avrupa’da Türkiye’nin üyeliğine karşı olan kesimlerin yaptıkları kimi açıklamalar, Türk halkının AB’ye yönelik tepkisinde büyük rol oynamış gözüküyor.

Sarkozy’nin engellemeleri nedeniyle, süreç bugün artık neredeyse donmuş durumdaFotoğraf: AP

AB uzmanı Akdemir, süreçte yaşanan sorunlara karşın, Türkiye’nin AB sürecinin, son 10 yılda gerek iktisadi gelişme, gerekse demokratikleşme açısından büyük yararlar sağladığını vurguluyor. “Ancak bu yeterli değil” diyen Akdemir, “% 10 seçim barajı, milletvekilliği dokunulmazlıkları, yargının bağımsızlığı ve işleyişi, basın ve ifade özgürlüğünü önündeki engeller, önemli sorunlar olarak karşımızda durmaya devam ediyor” şeklinde konuşuyor.

Yeni “a la carte” reform süreci

Bahçeşehir Üniversitesi öğretim üyesi Dr. Cengiz Aktar, AB’nin artık Türkiye üzerinde fazla etkisinin kalmadığını, reform sürecine daha çok iç politika dinamiklerinin yön verdiğini düşünüyor. Dr. Aktar, şunları kaydediyor:

“Türkiye artık Avrupa’dan maalesef giderek uzaklaşıyor. Ya da işleri yarım yapıyor. Bir takım uyum yasaları çıkıyor ama artık Türkiye ‘a la carte' çalışıyor. O fiks menüyü , yani AB müktesebatının tümünü dikkate almıyor.”

Türkiye’nin AB üyesi olabilmesi için, müktesebat olarak adlandırılan, 30 bin sayfayı aşan AB norm ve standartlarını kendi sistemine aktarması gerekiyor. Bu norm, standart ve politikalar, sağlıktan eğitime, enerjiden dış politikaya, 35 ayrı ana başlıkta ele alınıyor. Türkiye müzakere sürecinde bugüne kadar yalnızca bir başlıkta uyumu başarıyla tamamlamış durumda. 8 başlığın müzakereleri Kıbrıs sorunu nedeniyle askıya alınmıştı. Fransa, tam üyelik öngördüğü gerekçesiyle 5 müzakere başlığının açılmasını engelliyor.

Avrupa şüphecilikten, Avrupa alaycılığa

Müzakere sürecinin donma noktasına gelmesi Türk kamuoyunun AB heyecanını azaltırken, son dönemde Türkiye’nin sağladığı ekonomik başarılar, dış politikadaki iddiaları adımları, AB konusunda da yeni bir algının oluşmasına yol açıyor.



“Türkiye artık başka coğrafyalara doğru da açıldığı için yepyeni bir dönem yaşıyor aslında. Çok güvenli. Hatta aşırı güvenli bana sorarsanız” diyen AB uzmanı Dr. Cengiz Aktar, şu değerlendirmeyi yapıyor:

Fotoğraf: picture-alliance/dpa

“Avrupa’nın hoşuna gitsin diye veya Avrupa ilişkileri yeniden canlansın diye bir reform azmi yok. Türkiye’de yapılan işler, sadece ve sadece artık iç dinamikle gerçekleşiyor. Bunu görmek lazım. AB’nin, 2000-2005 döneminde olduğu gibi bir kaldıraç etkisi yok. Kalmadı. Ne yapılıyorsa buradaki dinamikle yapılıyor. O da bu kadar sınırlı oluyor.”

Türkiye kamuoyunda artık Avrupa kuşkuculuğun (Euroscepticism) yerini “Avrupa alaycılığı” E(uro-sarcasm) olarak adlandırılabilecek bir tavrın almaya başladığı tespitinde bulunan AB uzmanı Dr. Aktar, şunları kaydediyor:

“Bu yeni tavır, yeni kazanılan özgüvenle birebir ilişkili. Hükümet de bunu zaman zaman maalesef körüklüyor. Avrupa alaycılığa örnekler her geçen gün artıyor… Avrupa zor durumda…Avrupa'ya yardım edelim,…Avrupa’da neymiş gibi tuhaf bir yaklaşım giderek yaygın. Ama şunu da unutmamak lazım. Ben yine de son tahlilde Türkiyelilerin, Avrupa Birliği’nin norm, standart ve ilkelerinin kötü bir şey olmadığını, aksine kendi gelecekleri ve çocuklarının geleceği açısından çok hayırlı ve değerli standartlar olduğunu düşündüklerine inanıyorum.”

“AB, üyelik için makul bir tarih vermeli”


Dr. Cengiz Aktar'a göre, yaşanan tüm sorunlara karşın, Türkiye’nin AB sürecini canlandırmak mümkün. Bunun için ise öncelikle, AB’nin iki lokomotif ülkesi, Fransa ve Almanya’da yapılacak seçimlerin sonuçlarını beklemek gerekiyor. Dr. Aktar, Fransa’da Cumhurbaşkanlığı ve parlamento seçimlerinin ardından, gelecek aylarda iktidar yapısının değişmesi durumunda, Türkiye politikasında “180 derecelik bir değişim beklediğini” söylüyor.

Almanya'da iktidarda bulunan Angela Merkel liderliğindeki Hrıstiyan Demokrat Birlik partisi, Türkiye'nin tam üyeliğine karşı olmakla birlikte, müzakerelerin “ucu açık” bir şekilde devam etmesini destekliyor. Almanya’da da 2013 sonbaharında yapılacak seçimlerde iktidarın değişmesi ihtimali bulunuyor.

AB uzmanı Dr.Aktar, “Bu seçimlerin ardından yapılması gereken, artık etekteki taşları dökecek şekilde bir karşılıklı oturup durum değerlendirmesi yapmaktır. Bu iş böyle gitmez. Hiçbir aday ülke böyle bir muamele ile karşılaşmadı” görüşünü kaydediyor. Dr. Aktar, süreci canlandırma önerisini ise şöyle dile getiriyor:

Dr. Cengiz AktarFotoğraf: IBO/SIPA PRESS

“Türkiye’nin sürecini kurtarmanın olmazsa olmaz koşulu, Türkiye’ye makul, altını çizerek söylüyorum, makul bir katılım yılı telaffuz etmektir. Ben yılardır, 2023’ün çok makul bir yıl olabileceğini düşünüyorum, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşunun 100. yılı. Türkiye zaten daha önce hazır olamaz. Çok büyük bir ülke. Çok yapacak iş var. Zaten AB'de de önümüzdeki 2014-2020 bütçe döneminde, Türkiye’nin üyeliğini dikkate alan bir bütçe planlaması yapılmadı ve yapılmayacak da. Dolayısıyla Avrupalılar Türkiye’yi 2014-2020 arasında üye farz etmiyorlar. Zamanı iyi kullanabilmek için Türkiye’ye bu 2023 yılını artık telaffuz etmek gerekiyor. Çünkü bu perspektif olmadan, Türkiye’de işler yapılmıyor.”

© Deutsche Welle Türkçe

Haber: Ayhan Şimşek /Ankara

Sonraki bölüme git Bu konuda daha fazla içerik

Bu konuda daha fazla içerik

Daha fazla içerik göster