Bilgi Üniversitesi: Öğrenci ve akademisyenlere ne olacak?
22 Mayıs 2026
İstanbul Bilgi Üniversitesi öğrencileri, üniversitelerinin faaliyet izninin kaldırıldığını gece yarısı sosyal medyada gördükleri paylaşımlarla öğrendi. Bazıları haberin doğru olup olmadığını anlamak için Resmi Gazete'ye baktı, bazıları kampüse gitti. Güvenlik görevlileri bile ne olacağını bilmiyordu. DW Türkçe'nin bu sabah ulaştığı akademisyenler de aynı belirsizliğin içindeydi, kendilerine henüz herhangi bir resmî bilgilendirme yapılmamıştı.
Bilgi Üniversitesi yüksek lisans öğrencisi Derya, gece yatmadan önce son kez X'e baktığında karşısına çıkan "Bilgi Üniversitesi kapatıldı" paylaşımını önce anlamlandıramadığını söylüyor. Resmi Gazete'de yayımlanan kararı görünce yaşadığı şaşkınlığı şöyle anlatıyor:
"'Kapatıldı derken ne demek diye düşündüm. Hemen Resmî Gazete'ye girdim. Faaliyet izni kaldırıldı yazıyordu. Gerçekten kapatıldığını idrak etmem birkaç dakikamı aldı."
Derya haberi hemen bölüm grubuna gönderdiğini, birkaç dakika içinde öğrenciler arasında panik başladığını anlatıyor. Ertesi gün okulda dersler, konferanslar ve devam eden akademik etkinlikler olduğunu, bazı öğrencilerin gece kampüse gittiğini söylüyor.
"Arkadaşlara güvenlik okulun açık olduğunu söylemiş. 'Tabela değişecek herhalde sadece' gibi bir ifade kullanılmış. Kimse ne olduğunu bilmiyordu."
Karar yalnızca öğrenciler için değil, akademisyenler açısından da aynı ölçüde belirsizlik yarattı. Final haftasına yaklaşılırken öğrenciler tezlerinin, derslerinin ve diplomalarının akıbetini sorgularken; akademisyenler iş güvenceleri, devam eden araştırmaları ve öğrencilerine karşı sorumluluklarının nasıl etkileneceğini anlamaya çalışıyor.
Yükseköğretim Kurulu (YÖK), bugün yaptığı açıklamada öğrenciler ve akademik ve idari personelin mağdur edilmemesi için gerekli tedbirlerin alındığını duyurdu. Ancak sürece ilişkin ayrıntılı açıklamaların "önümüzdeki günlerde" yapılacağını belirtti. Bu da üniversitedeki binlerce kişi açısından belirsizliğin şimdilik sürdüğü anlamına geliyor.
Faaliyet izninin kaldırılması ne anlama geliyor?
22 Mayıs tarihli Resmî Gazete'de yayımlanan Cumhurbaşkanı kararında, "Kurucu vakfına kayyum atanan İstanbul Bilgi Üniversitesi'nin faaliyet izninin kaldırılmasına, 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu'nun ek 11'inci maddesi gereğince karar verilmiştir" denildi.
2547 sayılı Kanun'un ek 11'inci maddesi, kurucu vakıflarına kayyum atanan vakıf yükseköğretim kurumlarının faaliyet izninin Cumhurbaşkanı kararıyla kaldırılmasını öngörüyor. Aynı düzenlemeye göre kayıtlı öğrenciler YÖK tarafından garantör üniversiteye ya da belirlenecek bir devlet üniversitesine aktarılıyor.
Ancak bu kararın etkisi yalnızca teknik bir idari işlemle sınırlı değil. Anayasa Mahkemesi (AYM), 2023 tarihli kararında faaliyet izninin kaldırılmasının geri alınması mümkün olmayan bir işlem olduğuna dikkat çekmişti. Mahkemeye göre faaliyet izni kaldırılan vakıf yükseköğretim kurumunun eğitim ve öğretime devam etmesi ya da yeniden başlaması mümkün değil.
Bu da Bilgi Üniversitesi'nin mevcut kurumsal yapısıyla eğitim faaliyetinin sona ermesi anlamına geliyor.
Bu noktaya nasıl gelindi?
İstanbul Bilgi Üniversitesi, Türkiye'de sembolik ağırlığı yüksek vakıf üniversitelerinden biri.
1996'da Bilgi Eğitim ve Kültür Vakfı tarafından kurulan üniversite, "Okul için değil, yaşam için öğreniriz" mottosuyla yükseköğretimde alternatif ve daha özgürlükçü bir model iddiasıyla ortaya çıktı. Özellikle hukuk, iletişim, psikoloji ve sosyal bilimler alanlarındaki görünürlüğüyle güçlü bir akademik marka haline geldi.
Üniversitenin kendi verilerine göre bugün 20 bini aşkın öğrencisi, 70 binden fazla mezunu ve binden fazla akademik personeli bulunuyor. Sekiz fakülte, üç enstitü ve üç meslek yüksekokulunda 150'nin üzerinde program sunuyor.
Bilgi, yüksek başarı sıralamasından öğrenci çeken bir üniversite olmayı sürdürüyordu. Özellikle hukuk ve sosyal bilimler alanlarında yüksek puanlı öğrencilerin tercih ettiği kurumlar arasında yer alıyordu.
Derya da Bilgi'yi bu nedenle tercih ettiğini söylüyor. Devlet üniversitesi mezunu olduğunu, yüksek lisans için Bilgi'ye özellikle hazırlandığını anlatıyor.
"Devlet okullarında yazmak istediğim tezi özgür yazamayacağımı düşündüğüm için Bilgi'yi seçtim. Yüzde 80 burs alabilmek için işle beraber ders çalıştım, İngilizcemi geliştirmeye çalıştım."
Ancak üniversitenin son yıllardaki hikâyesi akademik kimliği kadar sahiplik yapısındaki dönüşümle de anıldı.
Bilgi Üniversitesi uzun süre Baltimore merkezli Laureate International Universities ağı içinde yer aldı. Laureate, küresel ölçekte kâr odaklı yükseköğretim modeliyle bilinen bir yapıydı. 2019'da ise üniversitenin yönetimi Can Holding'e geçti. Satış bedelinin 90 milyon dolar olduğu kamuoyuna yansıdı. Üniversite yönetimi akademik yapının korunacağını açıklasa da devir akademik çevrelerde ciddi tartışma yarattı. Can Holding'e yönelik soruşturmanın ardından ise üniversitenin kurucu vakfı TMSF denetimine geçti.
Bilgi Üniversitesi'nde yıllarca akademisyen olarak çalışan ve kendi ifadesiyle üniversiteden atıldıktan sonra bugün Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi'nde (MSGÜ) görev yapan akademisyen Aslı Odman'a göre bugünkü tablo yalnızca son haftalarda yaşanan hukuki sürecin sonucu değil.
"Süreç sadece hukukî değil"
Kurumsal çözülmenin bugünkü karardan çok önce başladığını düşünen Odman'a göre mesele yalnızca Bilgi Üniversitesi'ne özgü de değil. Vakıf üniversitelerinin yapısal modelinin başından beri sorunlu olduğunu düşünüyor.
"Cehennemin kapıları gerçekten en baştan beri vakıf üniversitelerinin örtük kâr amacını yapabiliyor olmasıyla açıldı."
Odman, Can Holding'e yönelik soruşturmanın ardından yaşanan süreci yalnızca hukuki bir süreç olarak okumuyor.
"Çok ciddi bir temerküz, merkezileşme var, el koyma var. Yeniden yapılanıyor holdingler alanı."
Medya ve üniversite gibi alanların yalnızca ekonomik yatırım alanları değil, siyasi ve ideolojik ağırlığı olan yapılar olduğuna işaret eden Odman, "Devlet büyükleri özellikle ideolojik aparatları, basını ve üniversiteyi kimin alacağını, kime el koyacaklarını belirleyebiliyorlar" diye ekliyor.
Bu çerçevede Bilgi Üniversitesi'nin Can Holding'e devrini de daha geniş güç ilişkilerinin parçası olarak değerlendiriyor, "Sigara, akaryakıt, medya ve üniversite birbirine çok benziyor" diyor.
Öğrenciler açısından en büyük belirsizlik ne?
Faaliyet izninin kaldırılması kararının ardından öğrenciler açısından en temel soru, eğitimlerine hangi kurumda ve hangi koşullarda devam edecekleri. Bu belirsizlik özellikle tez aşamasındaki öğrenciler, final haftasına hazırlananlar ve mezuniyet sürecindekiler açısından daha da yakıcı.
Derya, altı ay sonra teslim etmeyi planladığı tezinin son aşamasına geldiğini, danışman hocasıyla hafta sonları bile çalıştığını anlatıyor.
"Şimdi bu yarım kaldı. Dersler yarım kaldı. Final haftasına yaklaşmıştık."
Ancak öğrenciler açısından mesele yalnızca akademik takvim değil. Derya, Bilgi'nin özellikle Santralistanbul kampüsünün öğrenciler için bir yaşam alanı olduğunu söylüyor.
"Bu okul Haliç'in çok önemli bir yerinde. Ulaşılabilir, kendi yurdu olan, geniş bahçesi olan bir okul. Santral bizim için yaşam alanıydı."
Yasal çerçeve öğrencilerin garantör üniversiteye ya da YÖK tarafından belirlenecek bir devlet üniversitesine aktarılmasını öngörüyor. Bilgi Üniversitesi'nin garantör kurumu kamuoyunda Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi (MSGÜ) olarak biliniyor. Ancak bunun nasıl işleyeceği henüz net değil.
Aslı Odman, bu noktadaki belirsizliği pratik açıdan da sorunlu buluyor. Bilgi'de akademisyen olarak çalıştıktan sonra bugün MSGSÜ'de görev yapan Odman, olası devrin yaratacağı sorunları içeriden görebildiğini söylüyor.
"Kaderin cilvesi, ben bir üniversiteden atıldıktan sonra Mimar Sinan'da çalışmaya başladım."
Odman'a göre MSGSÜ'nün Bilgi öğrencilerini tek başına devralması gerçekçi görünmüyor.
"Mimar Sinan 10 bin kişilik küçük bir üniversite. 25 bin tane öğrenciyi devralmış gözüküyor. Bir sabah uyandık ve 10 değil 35 bin öğrencimiz var."
MSGSÜ güzel sanatlar ağırlıklı bir kurumken Bilgi'de hukuk, işletme, iletişim, mühendislik ve farklı disiplinlerde programlar bulunuyor. Bu nedenle öğrencilerin farklı devlet üniversitelerine dağıtılması ihtimali de güçlü.
Odman'a göre burada yalnızca lojistik bir sorun yok; yükseköğretim tercih sistemine duyulan güven de sarsılıyor.
"Bu bütün eşit şartlar, sınav gibi en azından belli bir eşitlik sanrısı yaratılarak yapılan değerler sistemini de çökertiyor."
Derya ise Bilgi'yi yalnızca diploma için seçmediğini vurguluyor.
"Türkiye'deki otosansür iklimine rağmen özgürdük. Bu özgürlükçü ortamı ve nitelikli akademisyen kadrosunu nerede bulabiliriz?"
Akademisyenler açısından belirsizlik daha derin
Kararda öğrenciler için en azından yasal bir aktarım mekanizması öngörülüyor. Ancak akademik ve idari personel açısından aynı açıklık bulunmuyor. DW Türkçe'nin görüştüğü akademisyenler, sürecin nasıl işleyeceğine dair kendilerine herhangi bir resmi bilgilendirme yapılmadığını söylerken, kararın araştırma projelerinden tez danışmanlıklarına kadar birçok akademik faaliyeti doğrudan etkilediğine dikkat çekiyor.
2547 sayılı Kanun'a göre faaliyet izni kaldırılan vakıf yükseköğretim kurumlarında mütevelli heyeti ve yöneticilerin görevleri sona eriyor. Akademik ve diğer personelin hizmet sözleşmeleri ise İş Kanunu hükümlerine tabi hale geliyor. Aslı Odman'a göre bu durum doğrudan istihdam ve akademik üretim krizine işaret ediyor.
"Tüzel kişiliği anayasaya aykırı bir şekilde kaldırıldığı için çalışan insanların sözleşmeleri resmen feshedilmiş oldu" diyen Odman, Türkiye'de akademisyenler açısından yeni bir pozisyon bulmanın mevcut koşullarda son derece güç olduğuna dikkat çekiyor. "Belli yaşlardan sonra geri dönüş, piyasaya, şirkete dönüş neredeyse imkansız" ifadelerini kullanan Odman'a göre mesele yalnızca maaş ya da sözleşmelerden ibaret değil, yıllara yayılan akademik emeğin, araştırmaların ve öğrencilerle kurulan akademik ilişkinin devamlılığı da risk altında.
Aslı Odman, Bilgi Üniversitesi'nde son yıllarda zaten ciddi bir güvencesizlik ortamı oluştuğunu da söylüyor. Odman, "Sürekli stabil bir çalışma ortamı yaratılması, güvencesizlik, belirsizlik gerçekten kendisi bir kamusal fayda üretecek insanların psikolojisini bile ayakta tutmuyordu" değerlendirmesinde bulunuyor.
Bilgi Üniversitesi örneği neyi gösteriyor?
YÖK verilerine göre Türkiye'de 208 yükseköğretim kurumu bulunuyor. Bunların 75'i vakıf üniversitesi. Bu da yükseköğretim sisteminin yaklaşık yüzde 36'sının vakıf yapılarından oluştuğu anlamına geliyor.
Bilgi Üniversitesi'nde yaşananlar bugün yalnızca bir üniversitenin geleceğini değil, Türkiye'de akademik özgürlüğün, eğitim hakkının ve üniversite özerkliğinin ne kadar güvende olduğu tartışmasını da büyütüyor.
Odman'a göre öğrencilerin başarı sırası, akademik kadro, bölüm niteliği ve kurumsal kültüre bakarak yaptığı tercihlerin bir gecede, üniversitenin akademik performansından bağımsız biçimde, onu çevreleyen ekonomik ve siyasi süreçler nedeniyle anlamsızlaşabilmesi yükseköğretim sistemine ilişkin daha büyük soruları da gündeme taşıyor.
Derya ise meseleyi daha doğrudan ifade ediyor:
"Kayyumlar, rektörler, mütevelliler gidecek. Biz kalacağız."