1. İçeriğe git
  2. Ana menüye git
  3. DW'nin diğer sayfalarına git

Bush’un Ortadoğu planı

Cem Sey6 Aralık 2007

ABD Başkanı George Bush yedi yıllık görev süresi içinde ilk kez İsrail ve Filistin’de görüşmelerde bulunmaya hazırlanıyor. Bush Kudüs, mülteciler, sınırlar gibi belli başlı sorunlara rağmen Ortadoğu’da barışı hedefliyor.

Annapolis Konferansı’nın ardından Washington'da Ortadoğu tartışılıyor.
Annapolis Konferansı’nın ardından Washington'da Ortadoğu tartışılıyor.Fotoğraf: AP GraphicsBank/DW

Annapolis Konferansı’nın ardından Washington’da, Amerika Birleşik Devletleri’nin bundan sonra Orta Doğu’da nasıl bir politika izlemesi gerektiği tartışılmaya başlandı. Oniki yıldan fazla süreyle Amerika Birleşik Devletleri’nin Orta Doğu Özel Temsilciliği görevini yürüten Dennis Ross, Temsilciler Meclisi Dış İlişkiler Komitesi’nde konuşurken, hem İsrail, hem de Filistin kamuoyunun son derece kuşkulu olduğunu anlattı: “İki liderin bu çatışmanın temel soruları konusunda uzlaşmalar yapmasına elverecek kamuoyunu nasıl yaratacaksınız? Kudüs, mülteciler, sınırlar ve güvenliği konuştuğunuzda, kimlik sorununun merkezinde yatan konuları konuşuyorsunuz demektir. Bir atılım yapabilmek için, kamuoyunu değiştirmek zorundasınız? Bunu yapmanın, benim bildiğim tek yolu var: varolan gerçekleri değiştirmek.”


Niyet ve gerçek

Varolan gerçekler ise, hiç de elverişli değil. Sadece Annapolis Konferansı’ndan bu yana öldürülen Filistinlilerin sayısı 16. Son aylarda Filistin bölgesinde İsrail ordusunun yeni oluşturduğu kontrol noktaları ise 50’yi aştı. Filistin Kurtuluş Örgütü’nün Washington Temsilcisi Afif Safiye, bu kontrol noktalarının sadece Filistinlilere onur kırıcı muamele yapılmasından dolayı zarar vermediğini vurguluyor: “Benim toplumum bu kontrol noktalarındaki gecikmelerde hergün sekiz milyon çalışma saatini yitiriyor. Toplumların performansları, rekabet yetenekleri, ürtecilikleriyle ölçüldüğü bir dünyada biz 8 milyon saati bu kontrol noktalarında yitiriyoruz.”

İsrail’in değerlendirmesi

Safiye, Filistinlilerin güven kazanabilmesi için İsrail’in elindeki tutsakları geniş çapta serbest bırakması ve saldırılarını durdurması gerektiğini savunuyor. İsrail’in Washington Büyükelçisi Sallai Meridor ise, kendileri açısından bunun olanaksızlığını vurguluyor: “Bunlar amaçları ve eylemleri masum insanları öldürmek olan kişiler. İsrail sessizce oturup, masum sivillerini korumadan edemez. Yapmaya çalıştığımız, bizi öldürmeye çalışanları hedeflemek ve bunu yapmaya da devam edeceğiz. Çünkü insanlarımızı korumak zorundayız.”


Ortak devriye önerisi

Dennis Ross, durumun güçlüğüne rağmen yılmamak gerektiğini savunuyor ve güvenliği sağlamak için ilk adım olarak, eskiden olduğu gibi İsrail ve Filistinlilerden oluşan ortak devriyeler kurularak, İsrail ordusunun güveninin kazanılmasını öneriyor: “İki tarafın da karşı tarafa birşeylerin değiştiği sinyalini vermek için en azından bazı sembolik fakat anlamlı önlemler alabileceğini düşünüyorum. Filistinlilerin kışkırtıcılığa karşı önlem alması, İsrail kamuyounda dikkat çeker. Aynı şekilde İsraillilerin yeni yerleşim faaliyetini dondurması Filistinlilerin dikkatini çeker.”

Ross, Washington’un görevinin de, Arap ülkelerinin yol haritasının yaşama geçirilmesinde sorumluluk üstlenmesini sağlamak olabileceğini vurguluyor.

Sonraki bölüme git Bu konuda daha fazla içerik

Bu konuda daha fazla içerik

Sonraki bölüme git DW Gündemi

DW Gündemi

Sonraki bölüme git Daha fazla DW içeriği