CHP iktidar ile yeniden normalleşme mi istiyor?
7 Ocak 2026
CHP Genel Başkanı Özgür Özel'in son "normalleşme" açıklamaları iktidar ile yeni bir diyalog sürecinin mi istendiği sorularına yol açarken, CHP'li yetkililere göre hedef önceki gibi bir normalleşme süreci olmayıp iktidar seçmenlerine ulaşma amacı taşıyor.
Bazı basın yayın organlarında Özel'in 5 Ocak'ta milletvekilleriyle yaptığı kapalı grup toplantısında "Bizim Cumhur İttifakı tabanıyla sorunumuz yok. Kavga dilini bırakarak normalleşmeyi sürdürmeliyiz" dediği aktarılmıştı.
Son olarak da dünkü grup toplantısının ardından gazetecilere konuşan Özel, "Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'la normalleşme mümkün mü?" sorusuna "Tayyip Bey normalleşse, biz normalleşiriz. Ama normalleşmezler çünkü bunlar kavgadan besleniyorlar" yanıtı vermişti.
2024 yerel seçimlerinde CHP'nin birinci parti çıkmasının ardından AKP ile CHP arasında normalleşme süreci başlamıştı. Özel ile Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan yaz ayları boyunca karşılıklı ziyaretlerle bir araya gelmiş; ancak somut bir siyasi sonuç üretmeyen ve muhalefet tabanında "yumuşama" eleştirilerini tetikleyen süreç sonbahar aylarında sona ermişti.
Normalleşme: Neden, nasıl?
Peki yeniden alevlenen bu normalleşme tartışmalarının arka planında ne yatıyor ve böyle bir adıma neden ihtiyaç duyuluyor?
DW Türkçe'nin ağırlıklı olarak CHP ve diğer muhalefet partilerin kulislerinden edindiği bilgilere göre, Türkiye siyasetinde hem iktidar hem de muhalefet açısından belirgin bir "kilitlenme" yaşandığı görüşü son dönemde öne çıkıyor.
CHP çevrelerinde paylaşılan son anketler, uzun zamandır ne iktidarın ne de muhalefetin oy oranlarında anlamlı bir değişime işaret etmiyor. Farklı araştırma şirketlerinin verileri arasında küçük oynamalar olsa da genel tablo uzun süredir sabit durumda ve bu da bir kilitlenmeyi gösteriyor.
Bu değerlendirmelere göre, CHP şu anda yaklaşık yüzde 33-34 bandına sıkışmış durumda. Parti olası bir genel seçimde şu anda birinci sırada görünse de bu oy oranı ile ne iktidar karşısında belirleyici bir üstünlük sağlayabiliyor ne de tek başına güçlü bir siyasal ivme yaratabiliyor. Bu nedenle kulislerde "birinci parti olmak yetmiyor, çünkü aradaki fark çok sınırlı" yorumları yapılıyor.
Sert dil mi, yumuşama mı?
Bu kapsamda parti yönetiminde ve yakın çevrelerde son haftalarda tartışılan başlıklardan biri siyasal dil meselesi.
Edinilen bilgilere göre, parti üst yönetimi sert ve çatışmacı söylemin toplumda karşılık üretmediği görüşünde. Aksine bu dilin kutuplaşmayı beslediği ve iktidarın işine yaradığı düşünülüyor. Bu nedenle daha sakin, icraat ve proje odaklı bir anlatımın benimsenmesi gerektiği ifade ediliyor.
Bu kapsamda Özel'in son kapalı grup toplantısında "Biz sert söylemler çerçevesinde siyaset üretmezsek toplum bize daha çok dikkat ediyor. Ama dilimiz sertleştikçe ve kavga dilini kullandıkça toplumda kutuplaşma artıyor. Bu zaten iktidarın bir stratejisi. O yüzden biz icraatlarımızı normal bir şekilde anlatalım" dediği aktarılıyor.
Ancak bu yaklaşımın 2024 yazındaki gibi bir sürece geri dönüş anlamı taşımadığını belirten CHP'liler, tartışılan şeyin bir siyasal uzlaşma ya da geri adım değil; sadece dilin ve temas biçiminin değiştirilmesi olduğunu ifade ediyor.
Edinilen bilgiye göre, CHP bir süredir kilitlenmiş seçmen davranışını nasıl çözeceğine yoğunlaşmış durumda. Bu kapsamda parti içi değerlendirmelerde, daha fazla sahaya çıkmak, kapı kapı dolaşmak ve sakin bir dille projeleri anlatmak gerektiği vurgulanıyor.
CHP'nin medya görünürlüğü sorunu
CHP'nin aşması gereken bir sorun da kendisine uygulanan medya ambargosu.
Parti kaynakları, ana muhalefetin yalnızca sınırlı sayıda televizyon kanalında kendini ifade edebildiğini, geniş kitlelere ulaşmanın neredeyse imkânsız hâle getirildiğini söyleyerek, parti yöneticileri ve uzman kadroların ana akım medyada yer bulamadığını, bunun da hazırlanan politika ve programların anlatılmasını zorlaştırdığını aktarıyor.
Bu nedenle Özel'in partililere sahaya inmelerini ve indikleri zaman da sert, kavgacı bir üslup benimsemeyip kendi projelerini ve vaatlerini anlatmalarını telkin ettiği belirtiliyor.
Özellikle ekonomi, emeklilik ve sosyal politikalar gibi alanlarda seçmenin somut çözüm beklentilerinin karşılanmasının önemine dikkat çeken parti kaynakları, "Seçmen artık sadece isim değil, doğrudan hayatına dokunan proje görmek istiyor" görüşünü dile getiriyor.
Küçük partiler ve Meclis aritmetiği
Öte yandan TBMM'deki aritmetik ve olası bir seçimde baraj altında kalma riski bulunan partiler meselesi de muhalefet kulislerinin önemli gündemlerinden biri.
Anayasa değişikliğini referandumsuz geçirebilecek 400 sandalyeye ulaşmak isteyen Cumhur İttifakı'nın muhalefet partilerinden transfer çabaları devam ediyor. Daha önce CHP, DEVA Partisi ve Gelecek Partisi'nde olan üç isim bugün AKP'ye geçti.
İYİ Parti ve Zafer Partisi'nin birleşmemeleri durumunda baraj altında kalma riskine dikkat çekilirken, bu iki partinin Meclis dışında kalması halinde ortaya çıkacak sandalye dağılımı ise iktidar lehine bir tablo yaratabilir.
Muhalefette tartışılan bir diğer başlık ise cumhurbaşkanlığı seçimi. CHP kaynaklarına göre, hedef yalnızca muhalefet partileri arasında ittifaklarla yüzde 50'ye ulaşmak değil, mümkünse daha geniş bir toplumsal tabana hitap ederek ilk turda yüksek bir oy oranı yakalamak. Bunun için de iktidar seçmenine de temas eden bir dil ve politika seti gerektiği dile getiriliyor.
Bu çerçevede parti içinden aktarılan bilgilere göre, kişilere odaklı bir kampanyadan ziyade "ilke ve politika merkezli" bir anlatım üzerinde duruluyor. Ancak bu stratejinin kamuoyunda zaman zaman "adaydan vazgeçiliyor" gibi yorumlandığı belirtilerek, bu politikaların cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu ile koordineli şekilde yürütüldüğü ifade ediliyor.