Ekrem İmamoğlu: 25 yılın sonunda varılan yer vurgun düzeni
14 Ekim 2026
Yaklaşık 19 aydır Silivri'deki Marmara Cezaevi'nde tutuklu bulunan İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu, İBB davasının ikinci celsesinde bugün ilk kez savunma yapıyor.
CHP'nin Cumhurbaşkanı adayı da olan İmamoğlu, savunmasına yargılamanın koşullarını eleştirerek başladı. Silivri'deki duruşma salonunun bir mahkeme salonuna benzemediğini söyleyen İmamoğlu, yargılamanın adil koşullarda yürütülmediğini savundu. İçinde bulunduğu durumu Türk yargısı açısından üzücü olarak nitelendiren İmamoğlu, "Böyle bir ortamda bulunmak gerçekten üzücü. Türk yargısı adına da üzücü" dedi.
İmamoğlu'ndan demokrasi ve ekonomi eleştirisi: Vurgun düzeni
53'ü tutuklu 436 sanığın yargılandığı İBB davasının 98'inci duruşma gününde konuşan İmamoğlu, savunmasında Türkiye'deki demokrasi ve hukuk düzenine ilişkin eleştirilerde bulundu. Cumhuriyetin egemenliği millete verdiğini, demokrasinin ise bu egemenliğin kullanılmasını sağladığını belirten İmamoğlu, bağımsız yargı, özgür basın, sendikalar ve muhalefetin yurttaşların haklarını korumak için var olduğunu söyledi. İktidarın seçimle değiştirilebilmesinin önemini vurguladı. "Millet egemenliğinin gerçek ölçüsü, iktidarın nasıl seçildiği değildir. İktidarın millet tarafından değiştirilip değiştirilemediğidir" dedi.
Seçilmiş belediye başkanlarının tutuklanmasını, muhalefete yönelik davaları ve gazetecilerin gözaltına alınmasını eleştiren İmamoğlu, ekonomik sorunlara da dikkat çekti. Enflasyon, artan kiralar, yoksulluk ve gençlerin geleceğe ilişkin umutsuzluğunu sıralayan İmamoğlu, "25 yılın sonunda varılan yerin adı, net olarak vurgun düzenidir" ifadelerini kullandı.
İmamoğlu, "vurgun düzeni" olarak nitelendirdiği siyasi ve ekonomik yapıyı eleştirirken 2019'da İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçiminin iptal edilmesini, kur korumalı mevduat uygulamasını, 19 Mart 2025'te kendisine yönelik operasyonu, 21 Mayıs 2026'da verildiğini belirttiği butlan kararını ve fon krizini örnek gösterdi. Fon krizini "asrın soygunu" olarak tanımlayan İmamoğlu, "Her defasında gerekçe değişti ama sonuç değişmedi" dedi. Bu gelişmelerin maliyetinin halka yüklendiğini savundu.
Gazetecilerin tutuklanmasına tepki gösterdi
İmamoğlu, savunmasında gazetecilere yönelik soruşturma ve tutuklamaları da eleştirdi. Gazetecilerin haberleri ve açıklamaları nedeniyle özgürlüklerinden mahrum bırakıldığını savunan İmamoğlu, TELE1 ve T24'e yönelik müdahalelere de değinerek basın üzerindeki baskıların toplumun haber alma hakkını hedef aldığını söyledi.
Sosyal medya hesaplarına yönelik erişim engellerine de tepki gösteren İmamoğlu, tutuklanmasının ardından milyonlarca takipçisi bulunan hesabının kapatıldığını, yeni açılan hesapların da görünürlüğünün sınırlandırıldığını öne sürdü.
Halk TV'ye yönelik operasyonu da eleştiren İmamoğlu, iktidarın yargı yoluyla siyasi kayıplarını telafi etmeye çalıştığını savundu. "Bir televizyon kanalının yaşayıp yaşamamasına siyasi iktidar değil, izleyiciler, yani millet karar verir" diyen İmamoğlu, "Lütfen Halk TV'yi yalnız bırakmayın. Size haber ulaştıran gazetecileri yalnız bırakmayın" çağrısında bulundu.
Tutuklu sanıkların ailelerinin yaşadığı güçlüğe dikkat çekti
İmamoğlu, savunmasının başında birlikte yargılandığı kişilere ve ailelerine de seslendi. Tutuklu sanıklarla aylardır aynı süreci yaşadıklarını belirten İmamoğlu, "Her birine birer kahraman gibi baktığımın altını çiziyorum tekrar. Ve onlarla da gurur duyuyorum açıkçası" ifadelerini kullandı.
Tutuklu sanıkların ailelerinin yaşadığı güçlükleri de anlatan İmamoğlu, ailelerin uzun mesafeler kat ederek Silivri'ye geldiğini, bazılarının görüş yapamasa bile cezaevi önünde beklediğini söyledi. Aile Dayanışma Ağı'nın (ADA) çalışmalarına dikkat çeken İmamoğlu, özellikle tutukluların çocuklarının yaşadıklarını vurguladı. İmamoğlu, tutukluluk nedeniyle yaşanan gelir kayıplarına ve ailelerin ekonomik güçlüklerine de dikkat çekti.
İmamoğlu, bazı sanıkların farklı cezaevlerine nakledildiğini ve baskıya maruz bırakıldığını öne sürdü. Nakillerin ve baskıların, sanıklardan hukuka aykırı taleplerde bulunulmasıyla bağlantılı olduğunu iddia eden İmamoğlu, "Çünkü bu süreci tasarlayanların onlardan istekleri vardı, hukuksuz istekleri vardı. O hukuksuz isteklerine cevap alamayınca onlara zalimlikler yaşattılar" dedi.
Savunmasında hukukçuların da baskıya maruz kaldığını söyleyen İmamoğlu, avukatlarından birinin tutuklandığını, bu avukatın avukatının da gözaltına alındığını belirtti. Soruşturma sürecinde temel hukuk güvencelerinin ihlal edildiğini savunan İmamoğlu, "Haysiyet cellatlığı, lekelenmeme hakkının ihlali, masumiyet karinesinin yerle bir edilmesi, soruşturmanın gizliliğinin tamamen tutuklu insanların aleyhine işletilmesi, tutuklu yargılamanın cezalandırma yöntemine dönüştürülmesi" sözleriyle yaşananları eleştirdi.
Özgürlüğüne kavuşmasının ardından da tutukluların aileleriyle dayanışmayı sürdüreceğini belirten İmamoğlu, cezaevlerindeki diğer mahkumların sorunlarıyla da ilgileneceğini söyledi. İmamoğlu, "Bu ülkenin adaletli bir ülke olması için bir nefer gibi çalışacağımı, hukukçu değilim ama en az hukukçular kadar kendimi sorumlu hissederek mücadele edeceğimi buradan belirtmek istiyorum" diye konuştu.
Kitabının yasaklanmasını anlattı
İmamoğlu, savunmasında basım aşamasındayken yasaklandığını belirttiği kitabına ilişkin süreci de anlattı. İmamoğlu'nun aktardığına göre polis, bandrolsüz kitap basıldığı yönünde bilgi alındığı gerekçesiyle tutanak düzenledi. Ardından savcılık, kitap ve bandrollerden örnekler alınması talimatını verdi. İşlemlerin olağan dışı bir hızla yürütüldüğünü savunan İmamoğlu, "Aslında aranan benim kitabımdı. Böyle bir şey olabilir mi? Çünkü o kitap davanın içyüzünü ortaya koyuyordu" dedi.
İmamoğlu ve avukatlarının savunmalarının 17 Ekim Cumartesi sona ermesi bekleniyor. Mahkeme başkanı, ikinci celsenin sonunda aylık tutukluluk incelemesi yapılacağını açıkladı.
İBB davasının ilk duruşması 9 Mart 2026'da görüldü. İlk celse 8 Temmuz 2026'da tamamlandı. Tutuksuz sanıkların ve ek iddianame kapsamında dosyaya dahil edilen kişilerin savunmalarının alındığı ikinci celse ise 17 Ağustos'tan bu yana devam ediyor.
İlk gün söz hakkı verilmedi
İstanbul 33'üncü Ağır Ceza Mahkemesi'nin Silivri'deki cezaevi kampüsünde gördüğü davanın ilk celsesinde mahkemenin oluşturduğu savunma listesinde Imamoğlu'nun tutuklu sanıklar arasında sondan bir önceki sırada (106) yer alması tartışmalara neden olmuştu. İmamoğlu'nun avukatları mahkemenin savunma sırasının nasıl belirlendiğine dair avukatlara açık bilgi vermediğini belirtirken İmamoğlu, kendisine hakkında merkezi suçlamalar içeren bir dosyada ilk gün söz hakkı tanınmamasını eleştirdi.
İmamoğlu, 8 Temmuz 2026'da celsenin 64'üncü duruşma gününde savunma yapmak üzere kürsüye geldi ancak 1,5 günlük savunma süresine itiraz etti. Savunmasına başlarken "Ben savunma yapmam, ben yargılayacağım" ifadelerini kullanan İmamoğlu, mahkeme başkanı tarafından salondan çıkarıldı. Mahkeme heyeti ise İmamoğlu'nun susma hakkını kullandığını tutanağa geçirdi. İmamoğlu'nun avukatları karara itiraz etti. Bunun üzerine İmamoğlu'na savunma için ikinci celsenin son dört günü uygun görüldü.
İmamoğlu'nun 2430 yıla kadar hapsi talep ediliyor
19 Mart 2025'te gözaltına alınan İmamoğlu, 23 Mart 2025'ten bu yana Silivri'de tutuluyor. Mahkeme, 25 Kasım 2025'te İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca hazırlanan 3 bin 900 sayfalık iddianameyi kabul etti. İBB'de yolsuzluk yapıldığını iddia eden İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, suç örgütü lideri olmakla suçladığı Ekrem İmamoğlu'nun 2 bin 430 yıl 6 aya kadar hapsini talep ediyor.
Savcılık, İmamoğlu'nun örgütün tüm yapılanması üzerinde emir-komuta yetkisine sahip olduğu, bu nedenle örgüt faaliyeti çerçevesinde işlendiği iddia edilen tüm suçlardan ayrıca sorumlu tutulması gerektiğini iddia ediyor. Bu kapsamda İmamoğlu hakkında Türk Ceza Kanunu'nun 220/1 ve 220/5 maddeleri uyarınca ceza talep ediliyor. Ayrıca, TCK 53. madde kapsamında belirli haklardan yoksun bırakılma hükümlerinin uygulanması isteniyor.
DW, ANKA/PÜ, JD