1. İçeriğe git
  2. Ana menüye git
  3. DW'nin diğer sayfalarına git

Enflasyonda yıl sonu hedefi daha ilk aydan riske girdi

3 Şubat 2026

2026'nın ilk enflasyon verisi beklentilerin üzerine çıkarak aylık bazda yüzde 4,84 olurken, yıllık enflasyon yüzde 30'un üzerinde kaldı. Gıda fiyatları hız kesmeyince yıl sonu hedefleri daha ilk aydan riske girdi.

Görselde pazarda alışverişe çıkmış iki kadın görülüyor
Türkiye'de 2026'nın ilk enflasyon verisi piyasa beklentilerinin üzerinde gerçekleştiFotoğraf: Burak Kara/Getty Images

Türkiye ekonomisine son yıllarına damga vuran yüksek enflasyon, 2026'nın da en önemli gündem maddelerinden biri olmayı sürdürüyor.

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) tarafından açıklanan yılın ilk enflasyon verisi, Ocak 2026 döneminde aylık enflasyonun yüzde 4,84 ile beklentilerin üzerine çıktığını gösterdi. 2025'i yüzde 30,89 ile kapatan yıllık enflasyon ise, çok sınırlı bir geri çekilme ile yüzde 30,65 olarak gerçekleşti. Böylelikle, ocak enflasyonuna ilişkin veriler hükümetin 2026 sonu için öngördüğü yüzde 16-19 arası enflasyon hedefinin yakalanmasının imkansıza yakın bir ihtimal olduğunu daha ilk aydan göstermiş oldu.

ENAG'a göre yıllık enflasyon yüzde 53,4

Öte yandan Enflasyon Araştırma Grubu'nun (ENAG) 2026 Ocak ayına ilişkin verilerine göre ise, ENAG Tüketici Fiyat Endeksi (E-TÜFE), ocak ayında bir önceki aya göre yüzde 6,32 oranında arttı. Yıllık enflasyon artış oranı ise yüzde 53,42 olarak hesaplandı.

Piyasa oyuncuları ve ekonomistlerin genel beklentisi, ocak ayında mevsim etkileri ve yılbaşı ile birlikte yapılan fiyat ayarlamaları nedeni ile ocak enflasyonunun yüzde 4'ün üzerinde gelmesiydi. Ancak TÜİK verilerine göre ocak enflasyonu başta gıda olmak üzere ulaşım, konut ve sigorta harcamalarındaki fiyat artışlarının etkisi ile yüzde 5'e yaklaşmış oldu. Bu dönemde Şubat 2026'da uygulanacak kira artış oranı da yüzde 33,98 olarak belirlendi.

Şimşek "olumsuz hava koşullarını" suçladı

Yılın ilk enflasyon verilerinin ardından sosyal medya hesabından bir açıklama yapan Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, olumsuz hava koşulları nedeniyle gıda fiyatlarındaki artışın enflasyon üzerindeki etkisine dikkat çekti. Yıllık bazda enflasyondaki gerilemenin sürdüğüne işaret eden Bakan Şimşek, şu görüşleri dile getirdi:

"Ocak ayına özgü faktörlerin, enflasyonun ana eğilimi üzerindeki etkisinin sınırlı kalmasını öngörüyoruz. Arz yönlü adımlarla desteklenen dezenflasyon politikalarımıza kararlılıkla devam edeceğiz. Böylece enflasyonun ana eğiliminin gerilemesini ve fiyatlama davranışlarındaki katılıkların azalmasını bekliyoruz."

Ancak DW Türkçe'ye konuşan ekonomistlere, bir türlü ateşi düşürülemeyen gıda enflasyonunun temel nedeni Şimşek'in söylediği gibi "olumsuz hava koşulları" değil, yetersiz mali politikalar.

"Gıda fiyatlarındaki sorun devam ediyor"

DW Türkçe'ye konuşan Koç Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Ekonomi Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Kamil Yılmaz, gıda fiyatlarındaki alt kırılımlara bakıldığında bazı sebze ve meyvelerdeki fiyat artışlarının yüzde 30'un üzerine çıktığına dikkat çekiyor.

Bununla birlikte özellikle yurtiçi ve yurt dışı uçak biletlerinde yüzde 50'ye varan fiyat artışlarının da enflasyon üzerinde etkili olduğunu dile getiren Prof. Kamil Yılmaz, "Özellikle gıda fiyatlarındaki sorunumuz devam ediyor. Bu artık geçen yılda kalan zirai don sorunu ile açıklanamaz. Üretimden tüketime, ulaşım aşamasında ciddi boyutta bir maliyetimiz var ve bu maliyeti hükümetin son 20 yıldır defalarca yaptığı komisyon toplantılarına rağmen bir türlü herhangi bir çözüm gelmemiş durumda. Yeni hal yasası da buna çare olmayacak" değerlendirmesinde bulunuyor.

"Enflasyon yıl ortasından önce yüzde 30'un altına düşmez"

2026'nın ilk 6 ayında yıllık enflasyonun yüzde 30'un altına düşmesinin düşük bir ihtimal olduğunu ifade eden Prof. Yılmaz, şu görüşleri dile getiriyor: 

"Enflasyonun ancak yıl ortasında sonra yüzde 30'un altına düşmesini bekliyorum. Yani yıl sonu enflasyonunun da Merkez Bankası'nın yüzde 16 ortalama ve yüzde 19 üst sınıra yakınsaması şu aşamada mümkün gözükmüyor. Yani genel bir değerlendirmeyle enflasyonun haziran gibi yüzde 29'larda, yıl sonuna doğru da yüzde 24-25 civarında gerçekleşmesini bekleyebiliriz."

En yüksek artış gıda ve alkolsüz içeceklerde

Enflasyon verilerine en çok etki eden fiyat artışlarına bakıldığında, gıda ve alkolsüz içeceklerile ulaştırma öne çıkıyor. TÜİK verilerine göre, en yüksek ağırlığa sahip üç ana harcama grubunun yıllık değişimleri; gıda ve alkolsüz içeceklerde yüzde 31,69 artış, ulaştırmada yüzde 29,39 artış ve konut, su, elektrik, gaz ve diğer yakıtlarda yüzde 45,36 artış olarak gerçekleşti. En yüksek ağırlığa sahip üç ana harcama grubunun aylık değişimleri ise; gıda ve alkolsüz içeceklerde yüzde 6,59 artış, ulaştırmada yüzde 5,29 artış ve konut, su, elektrik, gaz ve diğer yakıtlarda yüzde 4,43 artış olarak gerçekleşti.

Ocak ayında endekste kapsanan 174 alt sınıftan 14 alt sınıfın endeksinde düşüş gerçekleşirken, 3 alt sınıfın endeksinde değişim olmadı. 157 alt sınıfın endeksinde ise artış gerçekleşti. Bu dönemde Yurt İçi Üretici Fiyat Endeksi (Yİ-ÜFE) ise bir önceki aya göre yüzde 2,67 artış, bir önceki yılın aynı ayına göre ise yüzde 27,17 artış gösterdi.

"Hükümet yıl sonu hedefini tutturamayacak"

DW Türkçe'ye konuşan Altınbaş Üniversitesi İşletme Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hayri Kozanoğlu, ocak ayından sonra şubat ayında da aylık enflasyonun yüzde 3'ün üzerinde seyredeceğini, dolayısıyla ekonomi yönetiminin yıl sonu hedeflerinin tutma şansının kaybolmaya yakın olduğunu söylüyor.

Uzmanlara göre, 2026'nın ilk 6 ayında yıllık enflasyonun yüzde 30'un altına gerilemesi düşük bir ihtimalFotoğraf: Diego Cupolo/NurPhoto/picture alliance

Prof. Hayri Kozanoğlu, "Şubat ayında da genelde ocak ayı enflasyonundan cesaret alarak fiyat artışına gidenler olacak. O bakımdan yıl sonu enflasyon hedeflerine ulaşmanın çok zor olacağı anlaşılıyor. Bir de aylık enflasyon eğer 4.20'nin altında gelseydi, psikolojik olarak 30'un altına inecekti. O da gerçekleşmedi" diye konuşuyor.

"Gıdadaki pahalılık faiz oranlarıyla düzelmez"

Özellikle gıda fiyatlarındaki bozulmanın bir türlü telafi edilemediğini dile getiren Prof. Kozanoğlu, şu görüşleri dile getiriyor.

"Gıdadaki pahalılık, talebin yüksek olmasından değil; gıdanın arzının yetersiz olmasından kaynaklanıyor. Yani ülkenin ihtiyaç duyduğu yeterli sebze meyve üretilememesinden ve tedarik zincirlerindeki sorunlar nedeniyle ürünlerin maliyetli bir şekilde yurttaşa sunulmasından kaynaklanıyor. Bu beklentilerin değişmesi, TCMB'nin faiz oranlarıyla oynamasıyla değişecek bir durum değil."

Enflasyon hesabı değişti

Bu arada TÜİK, Avrupa Komisyonu kararları doğrultusunda 1 Şubat itibariyle enflasyon hesaplamasında "2003=100" olan baz yılını "2025=100" olarak güncelledi. Söz konusu değişiklik, tüm AB üyesi ülkeler için de zorunlu olarak uygulanmaya başlandı. Buna göre, gıda ve alkolsüz içeceklerin ağırlığı yüzde 24,96'dan yüzde 24,44'e, konut, su, elektrik, gaz ve diğer yakıtların ağırlığı yüzde 15,21'den yüzde 11,40'a gerilerken, ulaştırmanın ağırlığı 15,34'ten 16,62'ye yükseldi.

Enflasyon hesaplamasındaki değişikliğin Türkiye'de güven sorunu yaşayan TÜİK'in açıklayacağı verilerde bozulmaya yol açacağı endişesi dile getiriliyor. Bununla birlikte, ekonomideki yapısal sorunlar ve erken seçim ihtimali nedeni ile hayat pahalılığını dizginlemek ve milyonlarca vatandaşın yaşam koşularında iyileşme sağlanması kısa vadede olası görülmüyor.

"Artık söz oyunlarıyla idare edilemiyor"

DW Türkçe'ye konuşan Prof. Dr. Kadir Has Üniversitesi Ekonomi Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Erinç Yeldan'a göre, Türkiye'de enflasyon son 6 aydır yüzde 30 seviyelerinde takılıp kalmış durumda.

Bu süre zarfında dünyada gıda fiyatlarının ucuzladığını, OECD ülkeleri ortalamasında gıda enflasyonunun birincil neden olarak görüldüğü günlerin çok geride kaldığını belirten Prof. Erinç Yeldan, "Buna karşın Türkiye'de hâlâ enflasyonun kaynağında başta gıda olmak üzere konut, ulaşım, ve lokanta-konaklama hizmetlerini görüyoruz. Yüzde 30'luk enflasyonun üçte ikisinden fazlası bu 4 kalemden geliyor. Bu noktada artık enflasyon yabancı yatırımcının hoşuna gidecek ezoterik söz oyunlarıyla idare edilecek bir konu olmaktan çıkmış durumda" şeklinde konuşuyor.

Yeni hesaplama yöntemlerinin veya ekonomi yönetiminden yapılan açıklamaların enflasyonla mücadelede başarısız olduğu gerçeğini saklayamayacağını vurgulayan Prof. Yeldan, şu görüşleri dile getiriyor:

"Türkiye'de fiyatlama dinamikleri arkasında piyasa dışı rant, piyasa dışı finansal spekülasyon veya doğrudan doğruya tekelci fiyatlama davranış biçimlerine hakim olduğu bir dinamik var. Ve bunu parasal aletlerle, parasal duruş ile çözmenin imkanı olmadığını görüyoruz. Önümüzdeki sene bu sıralarda çok çok büyük bir olasılıkla da seçim konjonktürüne giriyor olacağız. Bu sözüm ona enflasyonla mücadele de rafa kalkacak. Ve Türkiye korkarım, bu enflasyonuyla mücadeleyi artık terk etmiş, yönlendirilmiş siyasetin medya oyunlarıyla sloganlar düzeyinde savrulan bir ekonomi hâline dönüşecek."

Sonraki bölüme git DW Gündemi

DW Gündemi

Sonraki bölüme git Daha fazla DW içeriği