1. İçeriğe git
  2. Ana menüye git
  3. DW'nin diğer sayfalarına git

Halkbank uzlaşısı: Türkiye-ABD ilişkilerinde sırada ne var?

12 Mart 2026

Halkbank davası çözülme yolunda. Peki bu dava Ankara-Washington ilişkilerinde ne anlama geliyordu? Trump ve Erdoğan arasındaki yakın ilişkiler diğer sorun başlıklarını çözmeye yeter mi?

Donald Trump ve Recep Tayyip Erdoğan Mısır'daki bir etkinlik sırasında yan yana poz veriyor
Donald Trump ve Recep Tayyip ErdoğanFotoğraf: Yoan Valat/AFP

Türkiye-ABD ilişkilerindeki önemli pürüzlerden biri olarak görülen Halkbank davasında uzlaşma sağlandığı haberinin ardından bunun nasıl mümkün olduğu ve olası yansımaları tartışılmaya devam ediliyor.

Reuters'ın haberine göre, ABD'deki federal yargıç 11 Mart'ta Halkbank'a yönelik ceza davasını 90 gün süreyle askıya aldı. Bu süre, Halkbank'ın ABD hükümetiyle yaptığı ve davanın düşmesini öngören anlaşmanın şartlarına uyduğunu göstermesi için verildi.

ABD'de 2019'da açılan davada Halkbank, İran'a yönelik yaptırımların delinmesine yardımcı olmakla suçlanıyordu. Dava, ABD'de İran yaptırımlarını deldiği gerekçesiyle yargılanan ve 2016'de tutuklanan iş insanı Rıza Sarraf ve daha sonra yargılanıp mahkûm edilen eski Halkbank yöneticisi Hakan Atilla ile bağlantılı süreçten doğmuştu.

Davanın Türkiye-ABD ilişkilerindeki önemi neydi?

Halkbank dosyası, 10 yıldır iki ülke ilişkilerinde çözüm bekleyen konular arasında yer alıyordu.

DW Türkçe'ye konuşan ABD merkezli Ortadoğu Enstitüsü Türkiye Programı Direktörü Gönül Tol'a göre, Halkbank dosyası Ankara açısından önemli olmakla birlikte ilişkilerdeki tek kritik başlık değildi.

Tol, "Savunma alanındaki CAATSA yaptırımları (Cumhurbaşkanı Recep Tayyip) Erdoğan açısından çok daha önemli konulardı. Ama Halkbank da belki savunmadan sonra gelen ikinci ana başlıktı" diyor.

Tol, davanın Ankara açısından hassas olmasının nedenlerinden birinin iddianamede Erdoğan'a yakın bazı isimlerin yer alması olduğunu belirterek, "Dolayısıyla bunun çözülmesi gelecekte bu tür davaların önünü kesmek adına Erdoğan için çok önemliydi" diyor.

Halkbank dosyası Türkiye'de iktidar açısından hem siyasi hem de ekonomik açıdan kritik bir mesele olarak görülüyordu. Türkiye'nin en büyük kamu bankalarından birinin uluslararası bir yaptırım davasıyla karşı karşıya kalması hükümet açısından ciddi bir siyasi risk oluşturuyordu.

Bu nedenle Ankara süreç boyunca davayı yalnızca bir bankacılık dosyası olarak değil, doğrudan Türkiye'ye yönelik bir siyasi baskı girişimi olarak değerlendirdi.

Atilla Yeşilada: Erdoğan ile Trump ruh ikizi

Halkbank dosyasındaki son uzlaşmanın büyük ölçüde Trump ile Erdoğan arasındaki kişisel ilişki sayesinde mümkün olduğu yorumları da yapılıyor. Ekonomist Atilla Yeşilada, faklı alanlarda kendini gösteren bu yakın ilişki ile ilgili şu yorumu yapıyor:

"Türkiye'de Trump'la Erdoğan'ın dostluğunu küçümseyen, bunun maddi bir değeri olmadığını düşünen veyahut da 'acaba karşılığında ne yapıyoruz' diye düşünen insanlar var. Ama bence Trump böyle bir insan değil."

Trump'ın liderlerle kurduğu kişisel ilişkilerin çoğu zaman pragmatik olduğunu dile getiren Yeşilada, sözlerini şöyle sürdürüyor:

"Erdoğan'la neden çok iyi geçiniyorlar bilemem ama bence ruh ikizi olabilirler. Diğer taraftan Erdoğan Putin'le de çok iyi geçiniyor mesela ama Putin onun hiçbir istediğini yapmıyor. Dolayısıyla karşılığında bizden bir şey istedi mi, yani bir gizli alışveriş döndü mü sorusuna ben 'hayır' cevabını veriyorum."

Gönül Tol: Trump daha önce çözmek istemişti

Gönül Tol'a göre Trump, Halkbank dosyasını ilk başkanlık döneminde de çözmek istemişti, ancak bunu başaramadı.

Ankara'daki bir Halkbank şubesiFotoğraf: Tunahan Turhan/SOPA Images/ZUMA Wire/picture alliance

Trump ile Erdoğan arasında Beyaz Saray'da son olarak Eylül 2025'de yapılan görüşmede Halkbank konusunun gündemin en somut başlıklarından biri olduğunu hatırlatan Tol, şunları söylüyor:

"Beyaz Saray görüşmesinin ardından Trump yönetimi içindeki kaynaklarıma dayanarak bu toplantıdan çıkan en somut meselenin Halkbank olduğunu, Halkbank konusunda anlaşmaya varıldığını söylemiştim."

Tol, o sırada olası bir uzlaşma kapsamında bankanın belirli bir ödeme yapabileceğinin konuşulduğunu ifade ederek, "100 milyon dolarlık bir rakamdan bahsediliyordu. Yani Halkbank suçu kabul etmeyecek fakat 100 milyon dolar ödeyecekti."

Ancak Tol'a göre bugün gelinen noktada Halkbank bir ceza ödemeyeceği için Türkiye açısından çok daha avantajlı bir tablo ortaya çıkmış durumda.

Türkiye açısından nasıl bir ekonomik riskti?

Davanın Ankara açısından en büyük risklerinden biri olası para cezalarıydı.

Uzmanlar, mahkeme sonunda milyarlarca dolarlık bir cezanın gündeme gelebileceğini ve bunun Türkiye'nin bankacılık sistemi üzerinde ciddi etkiler yaratabileceğini dile getiriyordu.

Bu nedenle dava yalnızca hukuki değil, aynı zamanda ekonomik ve finansal bir risk olarak da değerlendirilmekteydi.

Yeşilada davada konuşulan potansiyel cezaların çok yüksek olduğunu hatırlatarak, "Bloomberg iki ay önce yazmıştı, onların tahmini Halkbank suçlu bulunsaydı 20 milyar dolar ödeyecekti. Başka rakamlar da veriliyordu" diyor.

Uzlaşma ihtimalinin uzun süredir piyasalarda konuşulan bir gelişme olduğunu söyleyen Atilla Yeşilada, ekonomi çevrelerinde ABD'nin Ankara Büyükelçisi Tom Barrack'ın olası rolüne dair geçmişte yorumlar yapıldığını anımsatıyor.

Halkbank'ın çözümü diğer konuları nasıl etkiler?

Her iki uzmana göre, Halkbank dosyasındaki gelişmeler Türkiye–ABD ilişkilerindeki diğer sorunların otomatik olarak çözüleceği anlamına gelmiyor.

Tol, özellikle savunma alanındaki yaptırımların daha karmaşık bir dosya olduğunu söylüyor. Türkiye'nin Rusya'dan satın aldığı S-400 hava savunma sistemleri nedeniyle uygulanan CAATSA yaptırımları bu başlıkların başında geliyor.

Tol, bu konuda şöyle konuşuyor:

"Trump bunu da çözmeye çalışıyor bir süredir. Ama Halkbank meselesini çözdük, tamam o zaman şimdi S-400 meselesini, CAATSA'yı da çözebiliriz diye bir mantık yürütmek zor. CAATSA meselesindeki sorunda bir Kongre boyutu var. Kongre'nin de ötesinde savunma şirketlerinden de baskı var. Yani onlar da lobi yapıyorlar Kongre'de çünkü."

Dosyanın kökeni: İran yaptırımlarını delme iddiaları

ABD'de yıllarca süren ve iki NATO müttefiki arasında diplomatik gerilim yaratan Halkbank davasının kökeni, Türkiye'de 2013 yılında patlak veren yolsuzluk soruşturmalarına kadar uzanıyor. Bu soruşturmalar sırasında İran'a yönelik uluslararası yaptırımların Türkiye üzerinden altın ticareti yoluyla delindiği iddiaları gündeme gelmişti.

Merkezinde İran asıllı iş insanı Rıza Sarraf'ın bulunduğu iddialar kapsamında, İran'ın doğalgaz ve petrol satışından elde ettiği gelirlerin Halkbank üzerinden çeşitli ticari işlemlerle dolaşıma sokulduğu ileri sürülüyordu.

Türkiye'de 17-25 Aralık soruşturmalarının kapanmasıyla birlikte dosya yargı açısından ilerlemedi. Ancak aynı iddialar ABD savcılığının radarına girdi ve birkaç yıl sonra Washington'da yeni bir sürecin başlangıcı oldu.

ABD'de başlayan dava süreci nasıl ilerledi?

ABD'deki süreç 2016 yılında Sarraf'ın Miami'de tutuklanmasıyla başladı. Daha sonra Zarrab, ABD savcılığıyla anlaşarak itirafçı oldu ve soruşturmanın yönü değişti.

Davada asıl sanık konumuna geçen isim, o dönem Halkbank Genel Müdür Yardımcısı olan Hakan Atilla idi. New York Güney Bölgesi Federal Mahkemesi'nde görülen davada Atilla, İran yaptırımlarını delmek ve banka dolandırıcılığı suçlamalarıyla yargılandı. Atilla cezaevinde 28 ay geçirdi.

ABD Adalet Bakanlığı, 2019 yılında ise davayı bir adım ileri taşıyarak Halkbank'ı doğrudan suçladı.

Ankara ise başından itibaren davanın "siyasi motivasyonlu" olduğunu savundu, Cumhurbaşkanı Erdoğan yargılamalar için "hukuksuz ve siyasi" dedi.

 

Gülsen Solaker Dış politika ve iç siyasi gelişmeler ağırlıklı olarak 1997’den beri çalışan gazeteci.
Sonraki bölüme git DW Gündemi

DW Gündemi

Sonraki bölüme git Daha fazla DW içeriği