1. İçeriğe git
  2. Ana menüye git
  3. DW'nin diğer sayfalarına git

Handelsblatt: Putin diplomatik misillemeyle yetinmeyebilir

1 Ağustos 2017

Alman gazetelerinde ABD ile Rusya arasındaki yaptırım restleşmesi ve Venezuela'da yaşanan siyasi krize ilişkin değerlendirmeler öne çıkıyor.

Fotoğraf: Getty Images/AFP/A. Zemlianichenko

Frankfurter Rundschau gazetesi ABD yönetiminin Rusya hakkında aldığı yaptırım kararlarının Avrupa Birliği'nin tepkisine yol açmasını şöyle yorumluyor:

"Yaptırım yasasının Avrupa ülkelerinin ekonomik çıkarlarını tehdit eden bölümü ABD Başkanı Donald Trump'ı memnun etmiş olmalı. ABD bundan böyle doğal gaz boru hattı projelerinde Rusya ile işbirliği yapan ülkeleri de cezalandırabilecek. Doğal gaz devi Rusya'nın problemlerle karşılaşması ABD'nin enerji piyasasındaki payını büyütmesine yardımcı olacak. Buna 'birinci sınıf himayecilik' demek doğru olur. Alman hükümeti ABD tarafından kararlaştırılan yaptırımların aksine Avrupa Birliği'nin Rusya'ya uyguladığı yaptırımların isabetli olduğunu açıklamak zorunda kalacak. Rusya'nın tepkisiz kalmayarak yüzlerce Amerikan diplomatını sınır dışı etmesi ise sürpriz olmadı."

Handelsblatt gazetesi Rusya'nın yaptırımlara verdiği karşılığa şu satırları ayırmış:

"Bu bağlamda Putin'in çok daha ağır önlemlere başvurabilecekleri şeklindeki tehdidi, 755 diplomatın sınır dışı edilip ABD Büyükelçiliği'nin Moskova'daki bir rezidansının kapatılmasından daha önemli. Putin başta kitle imha silahları olmak üzere silahlanmanın kontrolündeki işbirliğine son verebileceklerini belli etti. Buna, Beyaz Saray'ın üzerinde tedirginlikle durduğu iki krizi daha eklemek gerekir: Kuzey Kore ve İran. Kaybedecek bir şeyi kalmadığı takdirde Putin çekingenliği bir yana bırakırsa, Ukrayna, Rusya ve Avrupa açısından çok daha vahim sonuçlar doğabilir. Bu bakımdan 'tırmandırma mantığına' vakit kaybetmeden 'dur' denmeli."

Frankfurter Allgemeine Zeitung gazetesi, Venezuela'daki Kurucu Meclis seçimlerini protesto eylemlerini konu alan yorumunda ordunun tutumunun belirleyici olacağını dile getiriyor:

"Ordu, Maduro'yu desteklediği sürece sokak eylemleriyle rejimi değiştirmek mümkün olmayacak. Güvenlik mekanizmasının ardında ise komünist yönetiminin Venezuela'nın demokrasiye dönmesine rıza göstermediği Küba duruyor. Aksi takdirde Küba'daki 'transformasyonun' nelere yol açabileceği de kestirilemez. Amerikan Devletleri Teşkilatı (OAS) Venezuela Anayasası'nın aşındırılmasını kınama cesaretini bile gösteremedi. Bu ülkeye uygulanacak yaptırımlar muktedirleri değil halkı vurur ve sefaletin daha da artmasına yol açar. Muhalefet iktidar kanadını zayıflatamadığı ve devrimin hayal kırıklığına uğrattığı 'Chavezcileri' kendi safına çekemediği takdirde devrim kendi çocuklarını yemeye devam edecektir."

Stuttgarter Zeitung gazetesi, Venezuela'daki durumu şöyle değerlendiriyor:

"Yakın geçmişte benzerine rastlamadığımız bir gelişmeden söz ediyoruz. İktidardaki Venezuela sosyalistleri, 2015 yılındaki parlamento genel seçimlerini açık farkla kaybetmişlerdi. Ama halkın tercihine boyun eğmek yerine seçmene 'nanik' yaptılar. Devlet Başkanı Nicolas Maduro seçim bozgunundan sonra parlamentoyu hiçe sayıp ülkeyi olağanüstü hal uygulamalarıyla ve özel kararnamelerle yönetmeye başladı. Sadece bu bile bütün temel demokratik hakların ayaklar altına alınması demektir. Ama Maduro bununla da yetinmiyor. Demokratik seçimle oluşan parlamentonun gücünü mahkeme kararlarıyla elinden alamayınca eski otobüs şoförünün aklına kendi parlamentosunu kurmak geldi."

© Deutsche Welle Türkçe

AG/HS