İsrail Başbakanı Olmert Almanya'da
11 Şubat 2008
Ortadoğu Barış Süreci konusundaki özel sorumluluğu ve bununla bağlantılı olarak İsrail'in güvenliği, Almanya'nın bölgeye dönük dış politikasının ana eksenini oluşturuyor. Berlin, Avrupa Birliği ile birlikte barış sürecini desteklemek için gerekli tüm çabayı göstermek istiyor. Alman Hükümeti bununla İsrail ve Filistinlilere barış içersinde özgür ve güvenli bir yaşam sunulmasını mümkün kılmayı hedefliyor.
Merkel’in Ortadoğu rotası
Aslında Merkel'in Ortadoğu'ya yönelik tutumu yeni değil. Olmert'in Berlin ziyareti bu görüşleri yeniden gündeme taşımanın yeni bir vesilesi sadece. İki ülke arasında 43 yıldır süregelen ilişkiler günümüzde en güçlü dönemlerinden birini yaşıyor. Tarihte Olmert ile Merkel arasında olduğu kadar yakın bir diyaloğa rastlamak zor. Dahası bu ilişkilerin daha da derinleşlemesi hedefleniyor: İsrail devletinin 60'ıncı kuruluş yıldönümü etkinlikleri kapsamında ilk kez Alman ve İsrail Hükümetleri arasında doğrudan danışmalar yapılacak. Almanya'nın bazı Avrupalı ülkelerle bu tür bir diyaloğu mevcut, ancak bugüne kadar Avrupa dışında hatta Ortadoğu gibi bir kriz bölgesinden herhangi bir ülkeyle böyle bir toplantı yapılmadı. Bu adım şüphe götürmez bir şekilde ikili ilişkilerde tarihi bir önem taşıyacaktır. Ancak bu adım Ortadoğu sorununa taraf olanlarda Almanya'nın bölgedeki rolünün sorgulanmasına yol açmamalı. Doğrusu, bu denli açık ve bariz bir dayanışma mesajını İsrail bugüne kadar en güçlü müttefiki Amerika'dan bile görmedi.
Lübnan misyonu ilişkileri etkiledi
Arap dünyasının, Almanya'nın İsrail ile neden "özel bir ilişkisi" olduğunu anlamasını ve kabul etmesini sağlamak çok zaman aldı. 2006 yılındaki Lübnan savaşından sonra Almanya bölgede aktif bir rol üstlendi. Lübnan'a silah kaçakçılığını engellemek üzere Almanya Federal Deniz Kuvvetleri Akdeniz'de devriye gezmeye başladı. Bu misyon üstlenilirken İsrail ile karşı karşıya gelebilme ihtimali Almanya'da endişelere neden oldu. Olmert Almanya'nın bu desteğini memnuniyetle karşıladıklarını söyleyerek bu endişeleri ortadan kaldırdı. Aslında Berlin'i asıl sıkıntıya sokan, Başbakan Merkel'in, Alman denizcilerin İsrail'in güvenliği için bölgeye gönderildiğini söylemesi oldu. Oysa ki Lübnan'a da yardım edilmesi hedeflendiği vurgulanmalıydı.
Suriye’ye farklı bakış
Ancak Merkel'in bu açıklaması Olmert'in onu güvenilir bir müttefik olarak görmesi için yeterli bir neden oldu. Olmert Alman dış politikasına her zaman bu şekilde yaklaşmıyor. Örneğin Başbakan Merkel daha çok Amerikan ve İsrail çizgisini benimseyerek Suriye'nin izole edilmesinden yana tavır koyarken Sosyal Demokrat Partili Dışişleri Bakanı Frank Walter Steinmeier, Suriye'nin diyalog yoluyla ikna edilmesinden yana tavır ortaya koyuyor. Aslında tarafların hemfikir olduğu konu İran. Berlin, Avrupa'da İran'a karşı yaptırımların sertleştirilmesini isteyen itici güçlerin arasında yer alıyor. Bu yaptırımlar da İsrail'i memnun ediyor. Öte yandan yaptırımların sonuç verdiğini söylemek de güç. Ayrıca bunlar Almanya'nın İran ile ilişkilerinde sıkıntı yaşanmasına ve Alman ekonomisinin zarar görmesine neden oluyor.
Berlin’in beklentisi
Almanya'nın İsrail-Filistin sorununda barış görüşmelerini desteklemek dışında bir misyon üstlenmesi beklenmemeli. Berlin tıpkı diğer Avrupa Birliği ülkeleri gibi, Filistin Lideri Mahmud Abbas'ı destekliyor. Ayrıca Almanya İsrail'in var olma hakkını tanımadığı sürece Hamas ile görüşmemekte kararlı. Berlin'in asıl umudu, Washington'un yapacağı hafif bir baskı sayesinde Olmert ile Abbas arasındaki görüşmelerde ilerleme sağlanması.
Özetle "Bekle -gör" olarak tanımlanabilecek bu tutum Olmert'in Berlin ziyareti sırasında bir hayli rahat olacağı izlenimini yaratıyor. Böylelikle İsrail Başbakanı bir süreliğine ülkesinde maruz kaldığı yoğun baskıdan da uzaklaşmış olacak. Bush Yönetimi'nin, başkanlık seçimine geri sayımın başladığı bugünlerde Olmert'e baskı yapmayacağı kesin. Bu sayede Olmert, Filistinlilerle görüşmelerini önemsememe imkanına sahip oluyor. Zaten bu yıl içersinde Ortadoğu'da barışın sağlanacağına artık kimse inanmıyor.