1. İçeriğe git
  2. Ana menüye git
  3. DW'nin diğer sayfalarına git

Kadınlar 10 Ocak'ta neden Ankara'da toplanıyor?

9 Ocak 2026

Ankara'da 10 Ocak'ta başını kadın örgütlerinin çektiği 34 kurumun destekçileri sokağa çıkıyor. Kadına yönelik şiddet, kadın cinayetleri, cezasızlık ve yargı düzenlemelerine karşı miting düzenlenecek.

İstanbul'da 2023 yılında 8 Mart Dünya Kadınlar Günü'nde düzenlenen bir kadın eylemi. Kadınlar ellerini havaya kaldırarak slogan atıyor
İstanbul'da 2023 yılında 8 Mart Dünya Kadınlar Günü'nde düzenlenen bir kadın eylemi. Fotoğraf: Khalil Hamra/AP Photo/picture alliance

10 Ocak'ta Ankara'da kadın örgütleri, feminist hareketler, meslek örgütleri ve hak savunucuları, artan erkek şiddetine karşı bir kez daha sokakta olacak. Kadın Mitingi Bileşenleri adı altında bir araya gelen 34 kurum, kadın hakları, yaşam tarzı ve demokratik kazanımlara yönelik politikalara karşı miting düzenleyeceklerini açıkladı.

Yürüyüşe, Türkiye Kadın Dernekleri Federasyonu, Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu, Mor Çatı Kadın Sığınağı Vakfı, Eşitlik İçin Kadın Platformu (EŞİK), Kadın Koalisyonu ve SOL Feminist Hareketin de aralarında bulunduğu çok sayıda yapı katılacak. Baroların kadın hakları merkezleri, sendikaların kadın komisyonları ve yerel kadın inisiyatiflerinin de mitingde yer alması bekleniyor.

Kadın Mitingi Bileşenleri, yaptıkları ortak açıklamada siyasi iktidarın kadınların yaşam hakkını, eşitlik mücadelesiyle elde edilen kazanımları ve anayasal güvenceleri hedef aldığını belirtti.

Bileşenler, İstanbul Sözleşmesi'nden Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile çekilme kararının ardından kadına yönelik şiddet ve kadın cinayetlerinde artış yaşandığını, buna karşın 6284 sayılı Yasa'nın sahada etkin biçimde uygulanmadığını vurguluyor. Kadın örgütlerine göre bu tablo, şiddetle mücadelenin bireysel başvurulara ve kırılgan koruma mekanizmalarına terk edildiğini gösteriyor.

Artan şiddet, önlenmeyen cinayetler

Türkiye'de kadın cinayetleri uzun süredir münferit vakalar olmaktan çıkmış durumda. Kadınların önemli bir bölümü, daha önce şikâyetçi olduğu, hakkında uzaklaştırma ya da tedbir kararı almaya çalıştığı erkekler tarafından öldürülüyor. Bu durum, yalnızca şiddetin önlenemediğini değil, devletin elindeki önleyici araçların ya işletilmediğini ya da etkisiz bırakıldığını ortaya koyuyor.

Kadın örgütleri, sorunun bireysel faillere indirgenemeyecek kadar yapısal olduğunu vurguluyor. Koruma kararlarının uygulanmaması, ihlallerin yaptırımsız kalması ve yargı süreçlerinde cezasızlık algısının güçlenmesi, şiddetin sürekliliğini besleyen temel faktörler olarak öne çıkıyor. Bu çerçevede kadın cinayetleri, yalnızca adli vakalar değil, kamusal sorumluluk alanına giren bir insan hakları ihlali olarak değerlendiriliyor.

İstanbul Sözleşmesi'nden çekilmenin ardından

Türkiye'nin 2011'de ilk imzacısı olduğu İstanbul Sözleşmesi'nden 2021'de çekilmesi, kadın hareketi açısından kritik bir kırılma noktası olarak görülüyor. Sözleşme, şiddetin önlenmesi, mağdurların korunması ve faillerin etkin biçimde soruşturulmasını devletler için bağlayıcı bir yükümlülük haline getiriyordu.

Türkiye'nin 2021 yılında İstanbul Sözleşmesi'nden çekilmesinin ardından İstanbul'da düzenlenen bir protesto eylemi.Fotoğraf: Fatima Çelik/DW

Kadın hakları savunucuları, sözleşmeden çekilmenin ardından uygulayıcılar nezdinde "kadına yönelik şiddetle mücadele öncelik olmaktan çıktı" algısının güçlendiğini belirtiyor. Karakollarda uzlaştırma girişimlerinin sürmesi, tedbir kararlarının kısa süreli ve yüzeysel verilmesi ve ihlallerin yaptırımsız kalması, bu algının sahadaki karşılığı olarak gösteriliyor.

Yeni infaz ve yargı düzenlemeleri

Kadınların 10 Ocak'ta sokağa çıkma nedenlerinden biri de son dönemde Meclis gündeminde yer alan yargı paketlerine ilişkin tartışmalar. Daha önce kabul edilen 11. Yargı Paketi'nin Adalet Komisyonu'ndaki görüşmelerinde yapılan madde değişikliğiyle, pandemi döneminde uygulanan erken tahliye ve denetimli serbestlik sistemini genişleten düzenlemenin kapsamı daraltıldı; özellikle kadına yönelik kasten öldürme (kadın cinayetleri), cinsel saldırı ve çocuğun cinsel istismarı gibi suçlardan hüküm giyenler bu düzenlemenin dışında bırakıldı.

Bu gelişme, kadın örgütlerinin, infaz politikalarının kadınların güvenliğini artırmaya yönelik etkili mekanizmalara dönüşmesi gerektiği yönündeki eleştirilerini yeniden gündeme taşıdı.

Ancak 11. Paketin kabulünden hemen sonra, paketten çıkarılan bazı maddelerin 12. Yargı Paketi'nde yeniden gündeme gelebileceğine ilişkin tartışmalar başladı. EŞİK Platformu'nun açıklamasına göre, 12. Yargı Paketi'nin mevcut taslak çalışmalarında medeni hukukla ilgili kapsamlı değişiklikler öngörülüyor ve 11. Paketten çıkarılan bazı düzenlemelerin 12. Pakete eklenebileceği konuşuluyor. Bu kapsamda, özel hayata müdahaleyi ve tek tip yaşam tarzını dayatmayı amaçladığı iddia edilen "hayasızca hareketler" gibi ifadelerin yasalaştırılma ihtimali gündeme geliyor. Bu ifadenin, LGBTİ+'lar ve kadınlar gibi belirli grupları hedef aldığı eleştirileri yapılıyor.

Kadın hakları savunucuları, bu paketleri yalnızca kadın cinayetleri veya infaz düzenlemeleri bağlamında değil, aynı zamanda kadınların toplum içinde eşit ve özgür yaşama haklarına yönelik geniş bir müdahale riski olarak değerlendiriyor. Nafaka hakkı, aile arabuluculuğu, medeni kanundaki eşitlik ilkesine ilişkin öneriler gibi başka düzenlemelerin de bu paketlerde yer alabileceği tartışmaları, kadın örgütlerinin taleplerini genişleterek hayata ve yaşam tarzına yönelik baskılara karşı bir itiraza dönüştürüyor.

Bu nedenle 10 Ocak'taki yürüyüş, yalnızca kadın cinayetlerine ve cezasızlığa değil; yargı paketlerinin kadınların kamusal konumuna, aile hukukuna ve yaşam tarzına ilişkin olası etkilerine dair geniş kapsamlı bir itiraz niteliği de taşıyor.

TKDF: Bir yılda en az 391 kadın öldürüldü

Türkiye Kadın Dernekleri Federasyonu'nun yayımladığı2025 Kadın Cinayetleri Raporu, yılın tamamına yayılan ağır tabloyu ortaya koyuyor.

Türkiye'de geçen yıl öldürülen kadınlardan biri üniversite öğrencisi Ayşe Tokyaz'dı Fotoğraf: DHA

Federasyonun 1 Ocak-31 Aralık 2025 tarihlerini kapsayan verilerine göre, yıl içinde en az 391 kadın erkekler tarafından öldürüldü. Bu vakaların 297'si kadın cinayeti, 94'ü ise şüpheli kadın ölümü olarak kayda geçti. Rapora göre kadınların büyük bölümü en güvende olmaları gereken alanlarda hayatını kaybetti. Cinayetlerin 253'ü ev içinde işlendi; bu oran, kadınların büyük ölçüde en yakınlarındaki erkekler tarafından öldürüldüğünü gösteriyor. 203 kadın ateşli silahla yaşamını yitirirken, faillerin önemli bir kısmının aile içinden ya da yakın ilişkilerden olduğu raporda açıkça yer aldı.

Şeffaflık ve resmi rakamlar arasındaki fark

Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu'nun verilerine göre 2025'in 11 ayında Türkiye genelinde en az 264 kadın cinayeti işlendi. Buna karşılık İçişleri Bakanlığı'nın TBMM'de sunduğu 10 aylık resmi sayı 217 oldu.

Kadın örgütleri, sivil toplumun açıkladığı veriler ile resmi rakamlar arasındaki farkın, kadına yönelik şiddet konusunda düzenli, şeffaf ve karşılaştırılabilir veri paylaşılmamasından kaynaklandığını vurguluyor. Bu durumun, kadın cinayetlerinin gerçek boyutunun kamuoyunda görünür olmasını zorlaştırdığına dikkat çekiliyor.

"Buradayız, boyun eğmeyeceğiz"

Kadın Mitingi Bileşenleri, açıklamalarında iktidarın 2026 yılını "Aile Yılı" ilan etmesiyle birlikte kadınların aile içine hapsedilmek istendiğini, kadınların ve LGBTİ+'ların hedef haline getirildiğini savunuyor. Sosyo-ekonomik politikaların bakım yükünü artırdığı, kadın yoksulluğunu derinleştirdiği ve kamusal alandaki eşitsizliği büyüttüğü vurgulanıyor.

Bileşenler, kazanılmış hakların mücadeleyle elde edildiğini hatırlatarak, bu haklardan vazgeçmeyeceklerini belirtiyor ve tüm kadınları "Buradayız, boyun eğmeyeceğiz" çağrısıyla 10 Ocak'ta Ankara'daki mitinge katılmaya davet ediyor.

 

Sonraki bölüme git DW Gündemi

DW Gündemi

Sonraki bölüme git Daha fazla DW içeriği