1. İçeriğe git
  2. Ana menüye git
  3. DW'nin diğer sayfalarına git
EğitimTürkiye

MEB'in okullara "ramazan" yazısı yargıya taşınacak

16 Şubat 2026

Milli Eğitim Bakanlığının ramazan ayı boyunca okullarda etkinlik düzenlenmesine ilişkin yazısına tepki büyüyor. Eğitim-İş, dava açma kararı aldığını ve üyelerinin resen verilen görevleri yerine getirmeyeceğini açıkladı.

Bir okul sınıfında ders dinleyen öğrenciler.
Milli Eğitim Bakanlığının "ramazan" yazısı tepkilere yol açtı.Fotoğraf: ANKA

Milli Eğitim Bakanlığının (MEB) 12 Şubat'ta 81 ile gönderdiği ve ramazan ayı boyunca "Maarifin Kalbinde Ramazan" temalı etkinlikler düzenlenmesini öngören yazısı, eğitim alanında yeni bir tartışmanın fitilini ateşledi. Bakanlık yazısında, etkinliklerin Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli kapsamında, öğrencilerin paylaşma, yardımlaşma ve dayanışma duygularını güçlendirmeyi amaçladığı belirtildi.

Ancak yazının duyurulmasının ardından eğitim sendikaları ve veli örgütlerinden art arda eleştiriler geldi. Tepkiler, kamusal eğitimin laik niteliği, eğitimde eşitlik ilkesi ve çocukların pedagojik gelişimi ekseninde yoğunlaşıyor.

"Değerler vurgusu" tartışmasının son halkası

Ramazan temalı etkinlik yazısı, eğitim politikalarında son dönemde öne çıkan "değerler ve maneviyat" vurgusunun yeni bir adımı olarak değerlendiriliyor. 2024'te duyurulan Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli'ne ilişkin tartışmalar sürerken, eğitim sendikaları ve uzmanlar müfredatta değerler/maneviyat ağırlığının bilimsel içerikle dengesinin yeterince ikna edici biçimde ortaya konmadığını savunmuştu.

MEB'in vakıf ve derneklerle yaptığı protokoller üzerinden okullara giren faaliyetler de daha önce laik-bilimsel eğitim ilkesi açısından eleştirilmişti. Eleştiriler, kamusal eğitim alanında şeffaflık ve tarafsızlık ilkesinin zedelenebileceği yönünde yoğunlaşmıştı. Eğitim sendikalarına göre ramazan ayı etkinlikleri yazısı, bu sürecin son halkasını oluşturuyor.

Laiklik ve eğitim hakkı vurgusu

Eğitim-İş, Milli Eğitim Bakanlığının söz konusu yazısına karşı dava açacaklarını duyurdu. Sendika, üyelerine gönderdiği yazıda şu ifadeleri kullandı:

"Milli Eğitim Bakanlığı tarafından 12.02.2026 tarihli 'Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli Kapsamında Ramazan Ayı Etkinlikleri' konulu yazı ile okullarda uygulanması istenilen etkinlik programının; mevzuatta herhangi bir dayanağının bulunmaması, Anayasa hükümleri ile 1739 sayılı Millî Eğitim Temel Kanunu'nda yer alan temel ilke ve amaçlara aykırılık teşkil etmesi nedeniyle, söz konusu işlemin iptali istemiyle dava açılmasına ve üyelerimizin bu kapsamda resen verilen görevleri yerine getirmemelerine karar verilmiştir."

Sendika böylece hem idari işlemin iptali için yargı yoluna başvuracağını hem de üyelerinin resen verilen görevleri yerine getirmeme yönünde karar aldığını açıkladı.

DW Türkçe'ye konuşan Eğitim-İş Genel Başkanı Kadem Özbay, kararın yalnızca bir etkinlik takvimine itiraz olmadığını, anayasal çerçeveye ilişkin bir mesele olduğunu belirtiyor. Özbay, ramazan ayı boyunca dini içerikli etkinlikler düzenlenmesinin Anayasa'ya, Milli Eğitim Temel Kanunu'na, eğitim bilimine ve Uluslararası Çocuk Hakları Sözleşmesi'ne aykırı olduğunu ifade ediyor.

Eğitim-İş Genel Başkanı Kadem ÖzbayFotoğraf: Privat

"Okul okuldur. Eğitimin nasıl olacağı hem Anayasa'da hem bilimsel ve pedagojik ilkelerde bellidir" diyen Özbay, kamusal eğitimin dini ajandayla şekillendirilemeyeceğini dile getiriyor.

Özbay'a göre Anayasa'nın 24'üncü maddesi vicdan ve din özgürlüğünü bireysel bir hak olarak güvence altına alırken, 42'nci maddesi eğitimin çağdaş bilim ve eğitim esaslarına göre yapılacağını hükme bağlıyor. "Devlet hiçbir şekilde bireyin manevi varlığına müdahale edemez" ifadesini kullanan Özbay, Milli Eğitim Bakanlığının inanç alanına doğrudan müdahale ettiğini söylüyor.

Özbay, Uluslararası Çocuk Hakları Sözleşmesi'ne de atıf yaparak, çocukların ebeveynlerinin inançları nedeniyle ayrımcılığa uğramaması gerektiğini hatırlatıyor. Çoğunluğun dini pratiğinin "birleştirici değer" olarak sunulmasının farklı inanç ve inançsızlıkları görünmez kılma riski taşıdığını belirtiyor.

Pedagojik kaygılar ve ayrımcılık riski

DW Türkçe'ye konuşan Eğitim Sen Merkez Yürütme Kurulu üyesi Simge Yardım ise uygulamanın yalnızca bir etkinlik takvimi olmadığını, daha geniş bir eğitim politikası çerçevesinde değerlendirilmesi gerektiğini söylüyor. "Eğitim uzun zamandır bir araç olarak kullanılıyor" diyen Yardım, Milli Eğitim Bakanlığının Maarif Modeli üzerinden yalnızca eğitimi değil, toplumu da dizayn etmeye çalıştığını ifade ediyor.

Yardım'a göre Maarif Modeli, tekçiliği esas alan, bilimi referans almayan ve laikliği yok sayan bir anlayışa dayanıyor. Ramazan ayı etkinliklerinin de bu çizginin devamı niteliğinde olduğunu belirtiyor.

Yardım, yazının okul öncesinden itibaren tüm kademeleri kapsadığına dikkat çekiyor. Okul öncesi dönemde dini içerikli etkinliklerin uygulanmasının çocukların gelişimi açısından ciddi riskler barındırdığını ifade ediyor.

"Okullarda pek çok farklı kimlikten, inançtan öğrenci aynı sınıflarda eğitim almaya devam ediyor" diyen Yardım, tek din ve tek mezhep üzerinden yürütülen etkinliklerin diğer inançları ve inançsız öğrencileri yok sayma anlamına geldiğini belirtiyor. Yardım'a göre esas olan, hiçbir dini etkinliğin okullarda yapılmaması.

Milli Eğitim Bakanı Yusuf TekinFotoğraf: tcmeb

"Gönüllülük baskıya dönüşebilir"

Yardım, gönüllülük vurgusunun fiiliyatta baskıya dönüşebileceğini dile getiriyor. Öğretmenlerin etkinlikleri yapmayı kabul etmemesi halinde ayrımcılığa uğrayabileceğini ve idare baskısıyla karşı karşıya kalabileceğini söylüyor. Öğrenciler açısından da katılmamanın dışlanma ve akran zorbalığı riskini beraberinde getirebileceğini belirtiyor.

Yardım, yalnızca eğitim emekçilerinin itirazının yeterli olmayacağını, toplumun ve özellikle velilerin de güçlü bir itiraz geliştirmesi gerektiğini dile getiriyor. Velilerin, çocuklarının eğitimle ilgisi olmayan etkinliklere götürülmesine itiraz etmesi gerektiğini vurguluyor ve okul idarelerinin veli izni olmadan öğrencileri herhangi bir etkinliğe götüremeyeceğini hatırlatıyor.

Kadem Özbay da akran ilişkileri bakımından benzer risklere işaret ediyor. "Çocuk çoğunluk normuna uymuyorsa kendini eksik, yanlış ya da kenarda hissedebilir" diyen Özbay, bu durumun akran zorbalığını besleyebilecek bir zemin oluşturabileceğini belirtiyor.

Özbay, özellikle pansiyonlu okullarda yemek düzeni ve ortak yaşam alanlarında sosyal baskı riskinin artabileceğini ifade ediyor. Oruç tutmayan öğrencilerin yemek yemekten çekinmesi ya da akran baskısıyla karşılaşması ihtimalinin göz ardı edilmemesi gerektiğini söylüyor.

Eğitimdeki yapısal sorunlar

Özbay, uygulamanın eğitim sistemindeki temel sorunların üzerini örttüğünü de savunuyor. Öğretmenlerin yoksulluk sınırının altında maaşla çalıştığını, yüz binlerce atanmayan öğretmen bulunduğunu ve okullarda ücretsiz bir öğün yemeğin hala sağlanamadığını hatırlatıyor.

"Eğitim, hiçbir siyasi ya da dini ajandanın aracı haline getirilemez" diyen Özbay, nitelik sorunu büyürken dini içerikli etkinliklerin politika başlığı haline getirilmesini kabul edilemez bulduklarını dile getiriyor.

Veliler de tepki gösterdi

Öğrenci Veli Derneği (Veli-Der) de yaptığı yazılı açıklamada, uygulamanın eğitim hakkı, laiklik ilkesi ve çocukların pedagojik gelişimi açısından "ciddi sakıncalar barındırdığını" belirtti. Dernek, Anayasa'nın laiklik ilkesine ve Milli Eğitim Temel Kanunu'nda yer alan eşitlik, bilimsellik ve çağdaşlık ilkelerine atıf yaparak, okul ortamlarının herhangi bir dini uygulamanın parçası hâline getirilmesini eleştirdi.

Açıklamada, oruç tutan ve tutmayan öğrenciler arasında ayrımcılık riskinin doğabileceği, yemek yiyen çocukların baskı altında hissedebileceği ya da suçluluk duygusuna itilebileceği uyarısında bulunuldu.

Bakanlık ne diyor?

Milli Eğitim Bakanlığı ise yazıda, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nda yer alan hükümlere ve 1739 sayılı Milli Eğitim Temel Kanunu'na atıf yaparak, eğitimin yalnızca akademik kazanımları değil ahlaki ve manevi gelişimi de kapsayan bütüncül bir anlayışla yürütülmesi gerektiğini savundu.

Yazıda, Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli'nin "erdem-değer-eylem" çerçevesine dayandığı; ramazan ayının paylaşma, yardımlaşma ve dayanışma değerlerini güçlendirmek için bir imkan sunduğu belirtildi. Bu kapsamda ilkokullarda kültürel mirası yansıtan şenlikler yapılacağı, ortaokul ve liselerde "İftarda Konuşalım" başlıklı söyleşiler düzenleneceği ve ailelerin gönüllü katılımıyla ortak iftar sofraları kurulacağı ifade edildi.

Kamuoyuna yansıyan Temel Eğitim Genel Müdürlüğünün hazırladığı rehbere göre ise henüz zorunlu din eğitimi çağında olmayan 4–6 yaş grubu çocukların öğretmenleri eşliğinde camiye götürülmesi öngörülüyor. Söz konusu düzenleme, okul öncesi dönemdeki çocukların dini mekanlara götürülmesinin pedagojik ve anayasal boyutu açısından tartışmayı daha da büyüttü.

Etkinliklerin gönüllülük esasına dayalı olarak, öğrencilerin gelişim düzeyleri dikkate alınarak ve insan onurunu koruyucu hassasiyetler gözetilerek planlanacağı da vurgulandı.

 

Sonraki bölüme git DW Gündemi

DW Gündemi

Sonraki bölüme git Daha fazla DW içeriği