Otomobillerle sanat olur mu? BMW'ye göre bu mümkün. Zira tam 40 yıldır Alman otomobil üreticisi BMW'nin aralarında yarış otomobilleri de bulunan birçok modelini değişik zaman aralıklarıyla ünlü sanatçılar tasarlıyor.
Fotoğraf: BMW AG
Reklam
Otomobille sanat olur mu? BMW'ye göre bu mümkün. Zira tam 40 yıldır Alman otomobil üreticisi BMW'nin aralarında yarış otomobilleri de bulunan birçok modelini değişik zaman aralıklarıyla ünlü sanatçılar tasarlıyor.
Fotoğraf: BMW AG
Yarış pistinde sanat
Her şey onunla başladı: 1975'de Fransız otomobil yarışçısı Hervé Poulain, otomobilini sanatçı arkadaşı, Amerikalı heykeltıraş Alexander Calder'e boyattı. O dönem BMW’nin spor araçlardan sorumlu yöneticisi Jochen Neerpasch'ın da desteğiyle firma, 1975'de Le Mans'da düzenlenen 24 saatlik yarışta kullanılan ilk sanatsal otomobilini üretti.
Fotoğraf: BMW AG
Büyük boyutlu tasarım kağıdı
Bir yıl sonra yeni bir sanatsal otomobil üretildi. Frank Stella kaportayı siyah beyaz bir tasarım kâğıdını anımsatan şekillerle kapladı. Düz çizgiler kaportayı olduğu gibi kaplıyor, böylece otomobilin geometrik görselliğini zenginleştiriyordu. Sanatçı, eseri için, "Tasarımım kaportaya yapıştırılan bir karbon kâğıdını anımsatıyor" demişti.
Fotoğraf: BMW AG
Otomobilde popüler sanat
"Üzerinde çok düşündüm ve elimden geleni yaptım. Çizgilerle otomobile gideceği güzergâhı göstermek istedim. Tasarım, otomobilin gittiği yerlerdeki manzarayı da gösteriyor." Roy Lichtenstein (1977)
Fotoğraf: BMW AG
Hızlı otomobile hızlı boya
Andy Warhol 1979'da otomobilini "Gökkuşağı renklerinin tarlalara yansıyan dışa vurumcu ve sessiz özeti" olarak tanımladığı renklere büründürdü. Warhol, otomobili beş dakika içinde boyamayı tasarlamıştı. Ancak görüntü alan kamera ekibi sanatçıdan çok da aceleci olmamasını rica edince eser 28 dakikada tamamlandı.
Fotoğraf: BMW AG
Yanan otomobildeki tavşan
1982'de iki yeniliğe tanık olundu. Viyanalı sanat profesörü Ernst Fuchs'un tasarladığı BMW daha sonra seri olarak üretilmeye başlandı. Sanatçı eserini şu sözlerle tanımlamıştı: "Gece otobandan geçerken yanan bir otomobilin üzerinden atlayan bir tavşan görünüyor. İçinde yaşadığımız boyutta ilkel korku ile cesaret rüyasının üstesinden gelinmesi"
Fotoğraf: BMW AG
Bataklık bitkileri arasında bir antik eser
Robert Rauschenberg'in imzasını taşıyan, sanatsal otomobillerin altıncısı (1986) fotoğraf sanatından da etkilenmiştir. Sağda Ingres'in bir eseri görülüyor. Solda da Bronzinos'un bir yapıtı. Bu eserlerin çevreleri ise bataklık bitkilerini tasvir eden şekillerle kaplanmış. Cant kapaklarında da antik döneme ait motifler yer alır.
Fotoğraf: BMW AG
Kum gibi güzel
Avustralyalı Michael Jagamara Nelson 1989'da siyah bir BMW'yi yedi günde Papunya sanatına dönüştürdü. Papunya sanatçıları tuvallere renkli kumlarla değişik motifler resmeder. Nelson'un kökü çok eskilere dayanan bu sanatla süslediği otomobille Tony Longhurst 1987'de Avustralya'da şampiyon olmuştu.
Fotoğraf: BMW AG
Bambaşka yönleriyle Avustralya
Ken Done da Avustralyalı. Sanatsal otomobilinde parlayan renkler ve güçlü fırça izleriyle modern Avustralya'yı, güneşli kumsalları ve tropik manzaralarıyla tasvir ediyor. Otomobili papağan ve papağan balığı motifleri süslüyor. Done, "İkisi de güzel ve fantastik bir hızla hareket ediyorlar" sözleriyle eserini yorumluyor.
Fotoğraf: BMW AG
Kar, ay ışığı ve kiraz çiçeği
Japon sanatçı Matazo Kayama, "Kar, ay ışığı ve kiraz çiçekleri" temalı eserini yaparken hava püskürtmeli fırça tekniğini kullanmıştı. Farklılıklara vurgu yapabilmek için gümüş zemin üzerine mavi boya püskürten sanatçı, daha sonra klasik Japon tekniklerini kullanarak gümüş, altın ve alüminyum folyoları kesip kaportaya aktarmıştı.
Fotoğraf: BMW AG
Mekana direnmeden...
İspanyol sanatçı César Manrique sadece mimar, tasarımcı, heykeltıraş değil, aynı zamanda da bir çevreciydi. Bu özelliğinden dolayı doğa ve teknolojinin harmanlandığı bir otomobil tasarlamak istemişti. "Bu nedenle aklımda, ortama hiç direnç göstermediği izlenimi oluşturan bir otomobil tasarlamak vardı." (Manrique, 1990)
Fotoğraf: BMW AG
Bu otomobilin benzeri yok
Bavyeralı otomobil üreticisi 1990'da tam üç yıl üzerinde çalıştığı kült modeli BMW Z1 Cabrio'yu piyasaya sürdü. Otomatik inip kalkan kapılarıyla dikkatleri çeken bu araçtan dünyadan sadece 8 bin tane var. İçlerinden birinin ise benzeri yok. 1991'de Alman sanatçı A.R. Penck'in tasarladığı BMW çizgi adamlarıyla eşsiz bir görüntüye sahip.
Fotoğraf: BMW AG
Kadın imzası
Sanatsal otomobillerin on ikincisinde ise ilk kez bir kadının imzası bulunuyordu. Güney Afrikalı sanatçı Esther Mahlangu yaşadığı bölgeye özgü Ndebele sanatını göz alıcı renkler ve süsleme tekniğiyle bu otomobile işledi. "Oldukça doğal ve sade Ndebele sanatı aslında cömert unsurları içinde barındırır. Benim eserimin ana fikri, hareket düşüncesini yansıtmaktı." Esther Mahlangu (1991).
Fotoğraf: BMW AG
Tıpkı aynadaki gibi...
İtalya doğumlu ressam Sandro Chia, bir yarış arabası prototipini boyadı. Otomobilin üzerine çizilen siluet ve portrelerin görenlerde aynaya baktıkları izlenimi oluşturması amaçlanmış. Chia, otomobilin toplumda önemsenen bir nesne olduğunu belirterek, "Bu, benim yüzeyini boyadığım araba bakışları yansıtıyor" diye konuştu.
Fotoğraf: BMW AG
İçten dışa doğru
Amerikalı sanatçı David Hockney otomobillere derin bir bakış açısıyla yaklaşmayı denedi. Aylarca süren çalışmanın sonucu bu konuda başarılı da oldu. Bir arabanın içi, olduğu gibi kaportasına yansıdı. Motor kaputunun üzerindeki şekiller ve sürücü kapısındaki insan ve direksiyon motifi dikkat çekicidir.
Fotoğraf: BMW AG
Hayaller zorlanıyor
"Protect me from what I want." Beni, kendi hayallerimden koru. Bu ve benzeri dilekleri Amerikalı kadın sanatçı Jenny Holzer 1999'da 15.si tasarlanan sanatsal otomobilin üzerinde dillendirdi. Yazıları parıldayan folyolarla yazarak, gereksiz yükten kaçındı. Zira 380 beygir ve 12 silindir bu otomobil hem sanat eseri hem de bir yarış aracı. Bu özelliğini Le Mans'daki 24 saatlik yarışta kanıtladı.
Fotoğraf: BMW AG
Kaputun altındaki otomobil
Danimarkalı sanatçı Olafur Eliasson da 2007'de su buharıyla çalışan bir otomobil olan BMW H2R modeli üzerinde çalıştı. Bunun için prototipin kaportası sökülerek, yerine çelik, parlak metal plaklar ve çok sayıda buz katmanları yerleştirildi.
Her şey onunla başladı: 1975'de Fransız otomobil yarışçısı Hervé Poulain, otomobilini sanatçı arkadaşı, Amerikalı heykeltıraş Alexander Calder'e boyattı. O dönem BMW'nin spor araçlardan sorumlu yöneticisi Jochen Neerpasch'ın da desteğiyle firma, 1975'de Le Mans'da düzenlenen 24 saatlik yarışta kullanılan ilk sanatsal otomobilini üretti.
Bir yıl sonra yeni bir sanatsal otomobil üretildi. Frank Stella kaportayı siyah beyaz bir tasarım kâğıdını anımsatan şekillerle kapladı. Düz çizgiler kaportayı olduğu gibi kaplıyor, böylece otomobilin geometrik görselliğini zenginleştiriyordu. Sanatçı, eseri için, "Tasarımım kaportaya yapıştırılan bir karbon kâğıdını anımsatıyor" demişti.
Roy Lichtenstein, "Üzerinde çok düşündüm ve elimden geleni yaptım. Çizgilerle otomobile gideceği güzergâhı göstermek istedim. Tasarım, otomobilin gittiği yerlerdeki manzarayı da gösteriyor" diyordu.
Andy Warhol 1979'da otomobilini "Gökkuşağı renklerinin tarlalara yansıyan dışa vurumcu ve sessiz özeti" olarak tanımladığı renklere büründürdü. Warhol, otomobili beş dakika içinde boyamayı tasarlamıştı. Ancak görüntü alan kamera ekibi sanatçıdan çok da aceleci olmamasını rica edince eser 28 dakikada tamamlandı.
'Yanan otomobilin üzerinden atlayan tavşan'
1982'de iki yeniliğe tanık olundu. Viyanalı sanat profesörü Ernst Fuchs'un tasarladığı BMW daha sonra seri olarak üretilmeye başlandı. Sanatçı eserini şu sözlerle tanımlamıştı: "Gece otobandan geçerken yanan bir otomobilin üzerinden atlayan bir tavşan görünüyor. İçinde yaşadığımız boyutta ilkel korku ile cesaret rüyasının üstesinden gelinmesi."
Robert Rauschenberg'in imzasını taşıyan, sanatsal otomobillerin altıncısı fotoğraf sanatından da etkilenmiştir. Bu eserlerin çevreleri ise bataklık bitkilerini tasvir eden şekillerle kaplanmış. Cant kapaklarında da antik döneme ait motifler yer alır.
Otomobille sanat olur mu? BMW'ye göre bu mümkün. Zira tam 40 yıldır Alman otomobil üreticisi BMW'nin aralarında yarış otomobilleri de bulunan birçok modelini değişik zaman aralıklarıyla ünlü sanatçılar tasarlıyor.
Fotoğraf: BMW AG
Yarış pistinde sanat
Her şey onunla başladı: 1975'de Fransız otomobil yarışçısı Hervé Poulain, otomobilini sanatçı arkadaşı, Amerikalı heykeltıraş Alexander Calder'e boyattı. O dönem BMW’nin spor araçlardan sorumlu yöneticisi Jochen Neerpasch'ın da desteğiyle firma, 1975'de Le Mans'da düzenlenen 24 saatlik yarışta kullanılan ilk sanatsal otomobilini üretti.
Fotoğraf: BMW AG
Büyük boyutlu tasarım kağıdı
Bir yıl sonra yeni bir sanatsal otomobil üretildi. Frank Stella kaportayı siyah beyaz bir tasarım kâğıdını anımsatan şekillerle kapladı. Düz çizgiler kaportayı olduğu gibi kaplıyor, böylece otomobilin geometrik görselliğini zenginleştiriyordu. Sanatçı, eseri için, "Tasarımım kaportaya yapıştırılan bir karbon kâğıdını anımsatıyor" demişti.
Fotoğraf: BMW AG
Otomobilde popüler sanat
"Üzerinde çok düşündüm ve elimden geleni yaptım. Çizgilerle otomobile gideceği güzergâhı göstermek istedim. Tasarım, otomobilin gittiği yerlerdeki manzarayı da gösteriyor." Roy Lichtenstein (1977)
Fotoğraf: BMW AG
Hızlı otomobile hızlı boya
Andy Warhol 1979'da otomobilini "Gökkuşağı renklerinin tarlalara yansıyan dışa vurumcu ve sessiz özeti" olarak tanımladığı renklere büründürdü. Warhol, otomobili beş dakika içinde boyamayı tasarlamıştı. Ancak görüntü alan kamera ekibi sanatçıdan çok da aceleci olmamasını rica edince eser 28 dakikada tamamlandı.
Fotoğraf: BMW AG
Yanan otomobildeki tavşan
1982'de iki yeniliğe tanık olundu. Viyanalı sanat profesörü Ernst Fuchs'un tasarladığı BMW daha sonra seri olarak üretilmeye başlandı. Sanatçı eserini şu sözlerle tanımlamıştı: "Gece otobandan geçerken yanan bir otomobilin üzerinden atlayan bir tavşan görünüyor. İçinde yaşadığımız boyutta ilkel korku ile cesaret rüyasının üstesinden gelinmesi"
Fotoğraf: BMW AG
Bataklık bitkileri arasında bir antik eser
Robert Rauschenberg'in imzasını taşıyan, sanatsal otomobillerin altıncısı (1986) fotoğraf sanatından da etkilenmiştir. Sağda Ingres'in bir eseri görülüyor. Solda da Bronzinos'un bir yapıtı. Bu eserlerin çevreleri ise bataklık bitkilerini tasvir eden şekillerle kaplanmış. Cant kapaklarında da antik döneme ait motifler yer alır.
Fotoğraf: BMW AG
Kum gibi güzel
Avustralyalı Michael Jagamara Nelson 1989'da siyah bir BMW'yi yedi günde Papunya sanatına dönüştürdü. Papunya sanatçıları tuvallere renkli kumlarla değişik motifler resmeder. Nelson'un kökü çok eskilere dayanan bu sanatla süslediği otomobille Tony Longhurst 1987'de Avustralya'da şampiyon olmuştu.
Fotoğraf: BMW AG
Bambaşka yönleriyle Avustralya
Ken Done da Avustralyalı. Sanatsal otomobilinde parlayan renkler ve güçlü fırça izleriyle modern Avustralya'yı, güneşli kumsalları ve tropik manzaralarıyla tasvir ediyor. Otomobili papağan ve papağan balığı motifleri süslüyor. Done, "İkisi de güzel ve fantastik bir hızla hareket ediyorlar" sözleriyle eserini yorumluyor.
Fotoğraf: BMW AG
Kar, ay ışığı ve kiraz çiçeği
Japon sanatçı Matazo Kayama, "Kar, ay ışığı ve kiraz çiçekleri" temalı eserini yaparken hava püskürtmeli fırça tekniğini kullanmıştı. Farklılıklara vurgu yapabilmek için gümüş zemin üzerine mavi boya püskürten sanatçı, daha sonra klasik Japon tekniklerini kullanarak gümüş, altın ve alüminyum folyoları kesip kaportaya aktarmıştı.
Fotoğraf: BMW AG
Mekana direnmeden...
İspanyol sanatçı César Manrique sadece mimar, tasarımcı, heykeltıraş değil, aynı zamanda da bir çevreciydi. Bu özelliğinden dolayı doğa ve teknolojinin harmanlandığı bir otomobil tasarlamak istemişti. "Bu nedenle aklımda, ortama hiç direnç göstermediği izlenimi oluşturan bir otomobil tasarlamak vardı." (Manrique, 1990)
Fotoğraf: BMW AG
Bu otomobilin benzeri yok
Bavyeralı otomobil üreticisi 1990'da tam üç yıl üzerinde çalıştığı kült modeli BMW Z1 Cabrio'yu piyasaya sürdü. Otomatik inip kalkan kapılarıyla dikkatleri çeken bu araçtan dünyadan sadece 8 bin tane var. İçlerinden birinin ise benzeri yok. 1991'de Alman sanatçı A.R. Penck'in tasarladığı BMW çizgi adamlarıyla eşsiz bir görüntüye sahip.
Fotoğraf: BMW AG
Kadın imzası
Sanatsal otomobillerin on ikincisinde ise ilk kez bir kadının imzası bulunuyordu. Güney Afrikalı sanatçı Esther Mahlangu yaşadığı bölgeye özgü Ndebele sanatını göz alıcı renkler ve süsleme tekniğiyle bu otomobile işledi. "Oldukça doğal ve sade Ndebele sanatı aslında cömert unsurları içinde barındırır. Benim eserimin ana fikri, hareket düşüncesini yansıtmaktı." Esther Mahlangu (1991).
Fotoğraf: BMW AG
Tıpkı aynadaki gibi...
İtalya doğumlu ressam Sandro Chia, bir yarış arabası prototipini boyadı. Otomobilin üzerine çizilen siluet ve portrelerin görenlerde aynaya baktıkları izlenimi oluşturması amaçlanmış. Chia, otomobilin toplumda önemsenen bir nesne olduğunu belirterek, "Bu, benim yüzeyini boyadığım araba bakışları yansıtıyor" diye konuştu.
Fotoğraf: BMW AG
İçten dışa doğru
Amerikalı sanatçı David Hockney otomobillere derin bir bakış açısıyla yaklaşmayı denedi. Aylarca süren çalışmanın sonucu bu konuda başarılı da oldu. Bir arabanın içi, olduğu gibi kaportasına yansıdı. Motor kaputunun üzerindeki şekiller ve sürücü kapısındaki insan ve direksiyon motifi dikkat çekicidir.
Fotoğraf: BMW AG
Hayaller zorlanıyor
"Protect me from what I want." Beni, kendi hayallerimden koru. Bu ve benzeri dilekleri Amerikalı kadın sanatçı Jenny Holzer 1999'da 15.si tasarlanan sanatsal otomobilin üzerinde dillendirdi. Yazıları parıldayan folyolarla yazarak, gereksiz yükten kaçındı. Zira 380 beygir ve 12 silindir bu otomobil hem sanat eseri hem de bir yarış aracı. Bu özelliğini Le Mans'daki 24 saatlik yarışta kanıtladı.
Fotoğraf: BMW AG
Kaputun altındaki otomobil
Danimarkalı sanatçı Olafur Eliasson da 2007'de su buharıyla çalışan bir otomobil olan BMW H2R modeli üzerinde çalıştı. Bunun için prototipin kaportası sökülerek, yerine çelik, parlak metal plaklar ve çok sayıda buz katmanları yerleştirildi.
Avustralyalı Michael Jagamara Nelson 1989'da siyah bir BMW'yi yedi günde Papunya sanatına dönüştürdü. Papunya sanatçıları tuvallere renkli kumlarla değişik motifler resmeder. Nelson'un kökü çok eskilere dayanan bu sanatla süslediği otomobille Tony Longhurst 1987'de Avustralya'da şampiyon olmuştu.
Ken Done da Avustralyalı. Sanatsal otomobilinde parlayan renkler ve güçlü fırça izleriyle modern Avustralya'yı, güneşli kumsalları ve tropik manzaralarıyla tasvir ediyor. Otomobili papağan ve papağan balığı motifleri süslüyor. Done, "İkisi de güzel ve fantastik bir hızla hareket ediyorlar" sözleriyle eserini yorumluyor.
Japon sanatçı Matazo Kayama, "Kar, ay ışığı ve kiraz çiçekleri" temalı eserini yaparken hava püskürtmeli fırça tekniğini kullanmıştı. Farklılıklara vurgu yapabilmek için gümüş zemin üzerine mavi boya püskürten sanatçı, daha sonra klasik Japon tekniklerini kullanarak gümüş, altın ve alüminyum folyoları kesip kaportaya aktarmıştı.
Doğa ve teknolojinin harmanlandığı otomobil
İspanyol sanatçı César Manrique sadece mimar, tasarımcı, heykeltıraş değil, aynı zamanda da bir çevreciydi. Bu özelliğinden dolayı doğa ve teknolojinin harmanlandığı bir otomobil tasarlamak istemişti: "Bu nedenle aklımda, ortama hiç direnç göstermediği izlenimi oluşturan bir otomobil tasarlamak vardı."
Bavyeralı otomobil üreticisi 1990'da tam üç yıl üzerinde çalıştığı kült modeli BMW Z1 Cabrio'yu piyasaya sürdü. Otomatik inip kalkan kapılarıyla dikkatleri çeken bu araçtan dünyadan sadece 8 bin tane var. İçlerinden birinin ise benzeri yok. 1991'de Alman sanatçı A.R. Penck'in tasarladığı BMW çizgi adamlarıyla eşsiz bir görüntüye sahip.
Fotoğraf: picture-alliance/dpa
İlk Porsche
Porche’nin hikayesi 1898 yılında elektrikli arabayla başladı. Spor arabalar ailesinin efsanevi kurucusu Ferdinand Porche henüz 23 yaşındayken, elektrik motoruyla çalışan ilk Porsche türü P1 modelini tasarladı. 100 yıla yakın bir süredir gizemini koruyan bu model kısa süre önce bir ardiyede bulundu. P1’in azami hızının 25 km/h olduğu tahmin ediliyor.
Fotoğraf: picture-alliance/dpa
Halk arabası kaplumbağa
Daha sonraları “Kaplumbağa” olarak anılacak olan popüler modelin 1937 yılında hazırlanan ilk prototipinin ismi Typ 60(w 30)’du. Aracın geliştirilme fikri, Nasyonal Sosyalist Almanyası'nda halkın satın alabileceği fiyatta bir araç üretme projesine dayanıyordu. Üretimi 2003 yılına kadar devam etti. 21,5 milyon kez satılan araç, 2002 yılına kadar dünyanın en fazla satılan aracı unvanına sahipti.
Fotoğraf: Porsche
Doğu'nun otomobili
Doğu Almanya’da 1958 yılında üretimine başlanan modelin ismi Trabant idi. Araç, Zwickau'daki VEB otomobil fabrikasında üretiliyordu. Bu küçük araç halkın çoğunluğunun motorlu araç sahibi olması yolundaki devlet politikası gereğince fazla sayıda üretiliyordu. Trabi çok az gelişme gösterdi ve zamanla yerinde sayan Doğu Alman ekonomisinin sembolü haline geldi.
Fotoğraf: picture-alliance/dpa
İlerlemenin sembolü
Amerikan firması Ford’un “Thin Lizzie” olarak da bilinen “T” modeli, 1972 yılına kadar dünyada en fazla satılan otomobildi. Ford'dan bu unvanı Volkswagen’in Kaplumbağa’sı devraldı. 1908 ile 1927 yılları arasında, Amerika Birleşik Devletleri’nde 15 milyon adet T-model üretildi. Teknik olarak çok basit olsa da sembolik değeri fazla. Bu yüzden günümüzde on binden fazla T-model bulunuyor.
Fotoğraf: picture-alliance/landov
Rüzgâr kadar hızlı
14 Kasım 1945: II. Dünya Savaşı’nın ağır şartlarına rağmen Daimler Benz şirketi sürat rekoru kırmak için yarış otomobili geliştirmeye çalışıyordu. 3 bin beygir gücündeki Mercedes’in saatte 450 kilometre hıza ulaşması hedeflenmekteydi.
Fotoğraf: Getty Images
Sokakların Fransız Kralı
Citroen DS, 2CV modeli ile birlikte Fransız otomotivciliğinin en büyük efsanesi sayılır. 1955 ile 1975 yılları arasında üretilen DS Citroen sayısız aksiyon filminde 'rol' aldı. Citroen DS modeli aynı zamanda, hidropnömatik süspansiyon modeliyle seri üretimi yapılan ilk otomobildi. Hidropnömatik süspansiyon sistemini otomobil dünyasına kazandıran Citroen olmuştur.
Fotoğraf: picture-alliance/ASA
Alman spor araba ikonu
Porche 911 Almanya’nın en fazla tanınan ve Porsche markasıyla özdeştirilen spor arabasıdır. İlk kez 1963 Eylülü’nde Uluslararası Frankfurt Otomobil Fuar’ında tanıtılan bu otomobil halk arasında 'dokuz onbirlik” ya da sadece 'onbirlik' olarak da anılır.
Fotoğraf: Porsche
Hep daha hızlı
Volkswagen spor arabaların geliştirilmesine sürekli yatırım yaptı. Volkswagen'in prototipi 'W12 Coupe' 2001 yılında İtalya’daki yarışta ortalama 295 kilometre hızla 7 bin 086 kilometre kat ederek dünya rekoru kırmıştı.
Sanatsal otomobillerin on ikincisinde ise ilk kez bir kadının imzası bulunuyordu. Güney Afrikalı sanatçı Esther Mahlangu yaşadığı bölgeye özgü Ndebele sanatını göz alıcı renkler ve süsleme tekniğiyle bu otomobile işledi: "Oldukça doğal ve sade Ndebele sanatı aslında cömert unsurları içinde barındırır. Benim eserimin ana fikri, hareket düşüncesini yansıtmaktı."
İtalya doğumlu ressam Sandro Chia, bir yarış arabası prototipini boyadı. Otomobilin üzerine çizilen siluet ve portrelerin görenlerde aynaya baktıkları izlenimi oluşturması amaçlanmış. Chia, otomobilin toplumda önemsenen bir nesne olduğunu belirterek, "Bu, benim yüzeyini boyadığım araba bakışları yansıtıyor" diye konuştu.
Amerikalı sanatçı David Hockney otomobillere derin bir bakış açısıyla yaklaşmayı denedi. Aylarca süren çalışmanın sonucu bu konuda başarılı da oldu. Bir arabanın içi, olduğu gibi kaportasına yansıdı. Motor kaputunun üzerindeki şekiller ve sürücü kapısındaki insan ve direksiyon motifi dikkat çekicidir.
'Hayallerimden koru'
"Protect me from what I want." Beni, kendi hayallerimden koru. Bu ve benzeri dilekleri Amerikalı kadın sanatçı Jenny Holzer 1999'da on beşincisi tasarlanan sanatsal otomobilin üzerinde dillendirdi. Yazıları parıldayan folyolarla yazarak, gereksiz yük yüklemekten kaçındı. Zira 380 beygir gücündeki 12 silindirli bu otomobil hem sanat eseri hem de bir yarış aracı. Nitekim bu özelliğini Le Mans'da düzenlenen 24 saatlik yarışta kanıtladı.
Danimarkalı sanatçı Olafur Eliasson da 2007'de su buharıyla çalışan bir otomobil olan BMW H2R modeli üzerinde çalıştı. Bunun için prototipin kaportası sökülerek, yerine çelik, parlak metal plaklar ve çok sayıda buz katmanları yerleştirildi.
Yeraltı istasyonları tasarımcılar için ‘’oyun alanı’’ gibi. Fotoğraf sanatçısı Micha Pawlitzki Almanya’daki toplu taşıma istasyonlarının ne kadar estetik olabileceğini gösteriyor.
Fotoğraf: Micha Pawlitzki
Münih: Marienplatz İstasyonu
Işık, form ve renklerin oluşturduğu uyum yer altı istasyonlarını bir sanat eserine dönüştürüyor. Ödüllü fotoğraf sanatçısı Micha Pawlitzki yer altı istasyonlarının tasarım ve mimarisinden oldukça etkilenmiş. Fotoğrafları yer altı istasyonlarının işlevsel karakterinin yanında ne derece estetik olabildiğini de gösteriyor.
Fotoğraf: Micha Pawlitzki
Köln: Äussere Kanalstrasse İstasyonu
1972 yılında doğan Micha Pawlitzki manzara ve mimari fotoğrafçılığında uzmanlaştı. Sanatçı National Geographic ve GEO gibi dergiler için çalıştı ve 130’dan fazla kitap ve takvim yayınladı. Yer altı istasyonu projesi günlük mekânları yeni ve şaşırtıcı bir perspektiften gösteriyor.
Fotoğraf: Micha Pawlitzki
Münih: Hasenbergl İstasyonu
Micha Pawlitzki iki yıl boyunca Almanya’yı dolaşarak yeni motifler bulma arayışıyla yer altına indi. Fotoğraf sanatçısı sadece yer altı istasyonlarının boş olabildiği gece vakitlerinde çalıştı. Hizmet saatleri dışında sakince fotoğraf çekebildiğini belirten Pawlitzki bu sayede çekimlerini günlük yoğunluktan kurtularak yaptı.
Fotoğraf: Micha Pawlitzki
Stuttgart: Kirchtalstraße İstasyonu
Micha Pawlitzki’nin fotoğrafları yoğun bir grafik yapılanmayı yansıtıyor. Fotoğraflarda yer altı istasyonlarının fütüristik mimarisine odaklanılmış ve insanlara yer verilmemiş. Sanatçı, ‘’Bunun dikkat dağıtacağını düşünüyorum. Motifler oldukları gibi etkilemeliler’’ diyor.
Fotoğraf: Micha Pawlitzki
Hamburg: Überseequartier İstasyonu
Mayıs 2011’de Micha Pawlitzki ‘’Who’s Who in Visual Art. 100 Photographers’’ (Görsel Sanatlarda Kim Kim. 100 Fotoğrafçı) adlı koleksiyona kabul edildi. İki yıl sonra sanatçı ‘’Gözde Orkideler‘’ adlı takvimi ile Uluslararası Gregor Takvim Ödülü tarafından altın madalya ile ödüllendirildi. Fotoğraflarının en belirgin niteliğini netlik ve yoğunlukları oluşturuyor.
Fotoğraf: Micha Pawlitzki
Gelsenkirchen: Bergwerk Consolidation İstasyonu
Sürekli yer altında çalışmayan Micha Pawlitzki yılın birçok ayını dünyayı dolaşıp sıra dışı yerler ve ideal ışığı arayarak geçiriyor. Fotoğrafçı güneş ışığının doğru zamanda bulutların arasından geçtiği anların nadir olduğunu söylüyor ve ekliyor: Tüm atmosfer koşullarının bir arada olmasına sık rastlanmıyor.
Fotoğraf: Micha Pawlitzki
Frankfurt: Westend İstasyonu
Yer Altı İstasyonları Projesi’nde yer alan fotoğraflar, yer altı ulaşımının karanlık yönünden ipuçları vermiyor. Koşuşturma, insan yığınları ve gece yaşanabilecek tehlikeler fotoğraflarda yok. Micha Pawlitzki motiflerini seçerken sakinlik ve grafiksel bir düzen arıyor ve şeklin güzelliğini vurguluyor.
Fotoğraf: Micha Pawlitzki
Münih: Westfriedhof İstasyonu
Micha Pawlitzki’yi özellikle Münih’teki yer altı istasyonları etkilemiş. Özellikle büyük şehirlerde farklı istasyonların mimarisi oldukça zengin ve çeşitlilik gösteriyor. Westfriedhof İstasyonu’nun ışık tasarımı Alman endüstri tasarımcısı Ingo Maurer tarafından yapılmış.
Fotoğraf: Micha Pawlitzki
Münih: Candidplatz İstasyonu
Pawlitzki yer altı istasyonlarını, yerin altındaki mücevherler olarak adlandırıyor ve fotoğrafını çektiği Candidplatz İstasyonu’nu görenlerin bu düşüncesinin ardındaki nedeni anlayacağını düşünüyor. Uzun zamandır diğer şehirler de yer altı istasyonlarının yeniden yapılandırılması için profesyonelleri görevlendiriyor.
En son sanatsal otomobili 2010'da Amerikalı sanatçı Jeff Koons tasarladı. Tasarımı yaparken yarış otomobili çizimleri ile hız ve infilak görüntülerinden esinlendi. "Bu yarış otomobilleri tıpkı yaşam gibiler. Güç ve enerji dolular" diye konuşan Koons motor kaputunun altında güç ile kendi fikirlerinin kaynaşacağını vurguluyor.