1. İçeriğe git
  2. Ana menüye git
  3. DW'nin diğer sayfalarına git

Susurluk'un karanlık ismi: Abdullah Çatlı kimdir?

20 Mart 2026

Susurluk'un sembol isimlerinden Abdullah Çatlı kendi adını taşıyan bir sinema filmi ile yeniden gündemde. Türkiye tarihinin en büyük skandalını ortaya çıkan kazada sırlarıyla birlikte ölen Çatlı kimdir?

Abdullah Çatlı, arkada iki üniformalı kişi görülüyor. Fotoğrafın ne zaman çekildiği belli değil.
Adı siyasi cinayetler, uyuşturucu ticareti ve devlet-siyaset-mafya ilişkileri ile birlikte anılan Abdullah Çatlı hayatına ilişkin film ile yeniden gündemde. Fotoğraf: dpa/picture alliance

Tarih 3 Kasım 1996. Akşam saatlerinde haber ajanslarına düşen bir kaza haberinin Türkiye tarihinin devlet-siyaset-mafya üçgenindeki en büyük skandallarından birini ortaya çıkaracağı bilinmiyordu.

Bir kamyonun çarptığı Mercedes marka araçta dönemin İstanbul Emniyet Müdür Yardımcısı Hüseyin Kocadağ, dönemin Doğru Yol Partisi (DYP) Şanlıurfa Milletvekili ve aşiret lideri Sedat Bucak, Mehmet Özbay sahte kimliğini taşıyan Abdullah Çatlı ve Çatlı'nın sevgilisi olduğu anlaşılan Gonca Us vardı. Bu kazadan sadece Sedat Bucak yaralı olarak kurtulmuştu.

Kazadan sonra araçtan çıkan silahlar, sahte kimlikler, fotoğraflar ve dönemin İçişleri Bakanı Mehmet Ağar'a uzanan derin ilişkiler ağı, Türkiye'de büyük bir toplumsal tepkiye ve tartışmalara yol açtı.

Dönemin İçişleri Bakanı Mehmet Ağar kazanın ardından istifa etti, dönemin Tansu Çiller başbakanlığındaki REFAHYOL hükümeti sarsıldı, 90'lı yıllardaki karanlık olaylarla ilgili her gün yeni ipuçları ortaya çıktı.

TBMM'de araştırma komisyonu kuruldu. Kazanın sadece bir kaza mı yoksa suikast mı olduğu ve ortaya çıkardıkları uzun süre konuşuldu. TBMM Susurluk Komisyonu tarafından hazırlanan rapor, devlet içindeki gayri resmî yapıların varlığına işaret eden en önemli belgelerden biri olarak tarihe geçti.

Kırmızı bültenle aranan Abdullah Çatlı

Kazanın ardından ilişkiler ağının ortaya çıkmasının başlıca tetikleyicilerinden biri Abdullah Çatlı'nın Interpol tarafından kırmızı bültenle aranıyor olmasıydı.

"Çatlı" filminin vizyona girmesi işte Türkiye'de adı siyasi cinayetler, uyuşturucu ticareti ve devlet-siyaset-mafya ilişkileri ile birlikte anılan Abdullah Çatlı'yı yeniden gündeme getirdi.

Kızları Selcen ve Gökçen Çatlı'nın danışmanlık yaptığı "Çatlı" isimli film ile Abdullah Çatlı'nın gerçekte kim olduğu yine tartışmaların odağında.

1956 Nevşehir doğumlu olan Çatlı, 40 yıllık ömründe önce ülkücü hareket içinde hızlı yükselen bir gençlik lideri, sonra Avrupa'da sahte kimliklerle dolaşan bir suçlu ve uluslararası suç dosyalarında adı geçen bir aktör, son olarak da Susurluk kazasının temsil ettiği karanlık ilişkiler ağının bir parçasıydı.

"Çatlı" filminin afişiFotoğraf: DHA

Türkiye'nin yakın siyasi tarihinin en tartışmalı figürlerinden Çatlı, 1970'lerdeki şiddet olaylarından aldığı güçle 1990'ların karanlık güvenlik politikalarında kilit rol oynamıştı. 

Nevşehir'den Ankara'ya: 70'lerdeki şiddet olayları

Eşi Meral Aydoğan'la 1974 yılında evlenen ve bu evlilikten Gökçen ile Selcen adında iki kızı olan Çatlı, 1970'lerin sert kutuplaşma ortamında ülkücü hareket içinde hızla yükseldi.

Ankara Ülkü Ocakları İl Başkanlığı ve Ülkücü Gençlik Derneği Genel Başkan Yardımcılığı görevleri onu dönemin sokak çatışmalarının merkezine yerleştirdi.

O dönemde 1978'de Hacettepe Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Bedrettin Cömert'e düzenlenen suikast ve Ankara Bahçelievler'de yedi TİP'linin öldürülmesi gibi kritik dosyalarda Çatlı firari sanıktı. Bazı davalarda hakkında yakalama kararları çıkarıldı ancak bu suçlamaların bazıları yargı süreçlerinde zamana yayıldı, bazıları ise dönemin tartışmalarının gölgesinde kaldı.

Bu dönemde Ankara Emniyet Müdürlüğünün kayıtlarında silahlı olaylar ve polise direniş nedeniyle Çatlı ile ilgili dosya açıldı.

1979 yılındaki gazeteci Abdi İpekçi suikastı ve Mehmet Ali Ağca'nın Maltepe Cezaevi'nden kaçırılmasında rol oynadığı yönünde iddialar da çok sonradan TBMM Susurluk Komisyonu raporlarında ve gazeteci soruşturmalarında yer aldı.

Çatlı'nın o dönemde sadece Ankara'da değil İstanbul'da da bazı şiddet eylemlerinde rol aldığı ortaya çıktı. Bunlar arasında 16 Mart 1978'deki Beyazıt'ta düzenlenen bombalı saldırı da yer aldı. Dönemin kontrgerilla/ülkücü yapılanmalarıyla ilişkilendirilen bir saldırı olarak anılan Beyazıt Katliamı'nda kullanılan bombayı Çatlı'nın temin ettiği güçlü bir iddia.

12 Eylül sonrası: Kaçış, sahte kimlikler ve Avrupa

1980 darbesi sonrası Çatlı'nın Türkiye'den ayrılmasıyla hikâye uluslararası bir boyut kazandı.

Bu dönemde Çatlı ile ilgili edinilen bilgiler çoğunlukla Bulgaristan, Avusturya, İsviçre ve Fransa gibi ülkeler arasında geçen yıllar, sahte pasaportlar, uyuşturucu kaçakçılığı suçlamaları ve hapis cezalarına işaret ediyor. "Mehmet Özbay" ve "Hasan Kurtoğlu" gibi sahte kimliklerle yakalanan Çatlı, Fransa'da uyuşturucu bağlantılı suçlardan hüküm giydi; İsviçre'deki cezaevinden ise 1990'da kaçtı.

Emekli Millî İstihbarat Teşkilâtı (MİT) yetkilileri Korkut Eken ve Mehmet Eymür'ün ifadelerine göre Çatlı, 1980'lerin başında MİT ile ilişki kurdu ve Ermeni terör örgütü ASALA'ya karşı operasyonlarda görev aldı. Paris'teki Ermeni Soykırımı Anıtı'nın bombalanması, Papa II. Jean Paul dahil bazı suikast girişimlerinde de yine Çatlı'nın adı geçti.

1990'lar ve Türkiye'ye dönüş

1990'ların başında cezaevinden kaçarak Türkiye'ye dönen Çatlı, yeniden "Mehmet Özbay" kimliğini aldı.

Bu dönem, Türkiye'nin güvenlik politikalarının sertleştiği, PKK ile çatışmanın yoğunlaştığı ve devlet içindeki gayri resmî yapıların tartışıldığı zamanlara denk geliyor.

Başbakanlık Teftiş Kurulu Başkanı Kutlu Savaş'ın Susurluk Raporu ve TBMM Susurluk Araştırma Komisyonu raporlarına göre, Çatlı o yıllarda Haluk Kırcı, Sami Hoştan gibi isimlerle birlikte "faili meçhul cinayetler" zincirinde rol aldı.

Susurluk raporlarına göre Kumarhaneciler Kralı olarak bilinen Ömer Lütfi Topal, yer altı dünyasının isimlerinden olduğu belirtilen Behçet Cantürk, hakkında uyuşturucu ticareti iddiaları bulunan Kürt iş adamı Savaş Buldan gibi sayıları 18'e kadar ulaşan ismin öldürülmesinde Çatlı'nın da rolü vardı.

Bu iddiaların da hiçbiri daha öncekiler gibi tam bir yargı süreciyle sonuçlanmazken Çatlı, 1990'larda "derin devlet" tartışmalarının hep merkezinde oldu.

Uğur Mumcu'nun kaleminden Çatlı

Abdullah Çatlı'nın farklı kimlikleri ve karıştığı şiddet olayları ile faili meçhuller Susurluk raporlarının yanı sıra suikasta uğrayarak öldürülen gazeteci Uğur Mumcu'nun yazılarında sık sık işlediği konular arasında yer aldı.

Mumcu'nun Çatlı hakkında yazdığı köşe yazıları Susurluk kazasının ardından "Saklı Devletin Güncesi: Çatlı" kitabında derlenirken, bu yazılarda derin devlet, kontrgerilla ve Çatlı'nın bunlarla bağlantıları öne çıkıyor.

21 Eylül 1985 tarihli "Çatlı Kim?" başlıklı köşe yazısında Mumcu sorunun yanıtını şöyle vermişti:

"Abdullah Çatlı, Ülkücü Gençlik Derneği Genel Başkan Yardımcısı'dır. Ağca'yı cezaevinden kaçıranların başında Çatlı bulunmaktadır. Çatlı 9 Ekim 1978 günü Ankara Bahçelievler'de öldürülen TİP'li 7 gencin katillerinden biridir. Ağca'ya sahte pasaport Çatlı ve arkadaşlarınca hazırlanmıştır."

Gülsen Solaker Dış politika ve iç siyasi gelişmeler ağırlıklı olarak 1997’den beri çalışan gazeteci.
Sonraki bölüme git DW Gündemi

DW Gündemi

Sonraki bölüme git Daha fazla DW içeriği