1. İçeriğe git
  2. Ana menüye git
  3. DW'nin diğer sayfalarına git

Türkiye nadir toprak elementleri pazarında öne çıkabilir mi?

16 Haziran 2026

Kritik önemdeki nadir toprak elementlerine (NTE) sahip ülkeler jeopolitik gücünü artırıyor. Yüklü miktarda NTE tespit ettiğini açıklayan Türkiye bu alanda ilk 5'e girmeyi hedefliyor. Peki bu gerçekçi mi?

Nadir toprak elementlerinden öksenit büyüteç altında
Öksenit nadir toprak elementleri arasında yer alıyor (Sembol fotoğraf)Fotoğraf: Alexander Stein/JOKER/picture alliance

ABD Başkanı Donald Trump'ın Mayıs ayında gerçekleştirdiği Çin ziyaretinde İran savaşı ve gümrük gerilimleri Çin Devlet Başkanı Şi Cinping ile müzakere listesinin ilk sıralarında yer alsa da iki dev gücün üzerinde en fazla durdukları konulardan biri nadir toprak elementleri (NTE) oldu.

Özellikle çip ve yarı iletken üretimi için hayati önem taşıyan ve bu nedenle dijital teknolojiler, temiz enerji sistemleri ve savunma sanayii açısından stratejik önemi giderek artan nadir toprak elementleri, küresel güç dengeleri açısından "yeni petrol" olarak tanımlanıyor. Çin'in yüzde 70'e yakın pay ile küresel üretimi açık ara sırtlandığı NTE piyasasında, son dönemde sürpriz bir oyuncu ortaya çıkmış durumda: Türkiye.

Dünyada 17 çeşit nadir toprak elementi var

Yer kabuğu içerisinde, milyonda bir miktarı tarif eden 0,3 ppm ile 163 ppm arasında değişen oranlarda bulunan 17 çeşit nadir toprak elementi bulunuyor. Özellikle neodimyum (Nd), praseodimyum (Pr) ve disprosyum (Dy) gibi elementler; elektrikli araç motorları, rüzgâr türbinleri, sabit diskler için vazgeçilmez olan kalıcı mıknatısların üretiminde kullanılıyor.

ABD Jeoloji Araştırmalar Kurumu'nun (USGS) 2025 yılı raporuna göre, bugüne kadar belirlenmiş olan NTE rezervlerinin küresel çapta 85 milyon ila 100 milyon ton arasında olduğu tahmin ediliyor. Bu rezervlerin yüzde 50'ye yakını Çin sınırları içerisinde yer alırken, toplam üretimin de yüzde 69,2'sini Çin tek başına gerçekleştiriyor.

Çin'i yüzde 13'lük payı ile ABD ve yüzde 1-7 arasında payları ile Avusturalya, Myanmar ve Tayland takip ediyor. Son dönemde ise Avrupa'da İsveç, Norveç, Finlandiya ve Polonya bu alanda stratejik maden ve rafineri yatırımlarına hız vermiş durumda.

Enerji Bakanı: Hedefimiz ilk beşe girmek

Türkiye de son dönemde kamu eliyle yaptığı arama çalışmaları ve yatırımlarla NTE pazarında varlık göstermeye çalışıyor. Geçtiğimiz günlerde NTE konusunda açıklamalarda bulunan Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar, nadir toprak elementlerinde dünyada ilk beşe girme hedefi koyduklarını belirtti.

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar (Arşiv fotoğrafı)Fotoğraf: Turkish Ministry of Energy and Natural Resources/Handout/Anadolu/picture alliance

Küresel çapta nadir toprak elementlerine erişim konusunda büyük bir mücadele olduğuna işaret eden Bakan Bayraktar, Türkiye'nin de Eskişehir, Malatya, Manisa, Isparta ve Burdur'da önemli NTE kaynaklarına ulaşmak üzere yatırımlara başladığını kaydetti. Bayraktar, şöyle konuştu:

"Ülkemizi üst lige çıkaracak çok önemli projelerimizden bir tanesinin pilot tesisini tamamlamış, hizmete açmıştık. Şimdi endüstriyel tesis üretimine bu sene içinde başlıyoruz. Bu üç tesisimizde yaklaşık 600 milyon dolarlık yatırım olacak ve 1500'e yakın yeni istihdamı Eskişehir'e kazandırmış olacağız. Endüstriyel tesislerin yatırımı 2026 yılı içerisinde başlayacak ve yaklaşık iki yıl içerisinde tam kapasiteyle devreye girmesini hedefliyoruz."

Çin'den sonraki en büyük rezerv olabilir mi?

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı verilerine göre, Eskişehir'in Beylikova ve Sivrihisar ilçeleri arasındaki sahada NTE içeren 694 milyon ton cevher bulunuyor. Söz konusu rezervin Çin'deki 800 milyon tonluk "Bayan Obo" sahasından sonra dünyanın en büyük ikinci rezervi olabileceği ihtimali üzerinde duruluyor.

Öyle ki, Enerji Bakanlığı Ekim 2024'te NTE çıkarma ve işleme konusunda bilgi paylaşımı, madencilik teknolojilerinin geliştirilmesi ve ortak yatırımların yapılması için Çin ile "Doğal Kaynaklar ve Madencı̇lı̇k Alanlarında İşbı̇rlı̇ğı̇ne İlı̇şkı̇n Mutabakat Zaptı" imzaladı.

Ancak bugüne kadar Beylikova sahasındaki kaynağın ticari olarak çıkarılabilir rezerv olduğunu kanıtlayan jeolojik ve ekonomik çalışmalar tamamlanmış değil. Bu nedenle Türkiye, NTE rezervleri sıralamasına henüz adını yazdıramadı.

"NTE için gereken teknolojiye sahip değiliz"

Uzmanlara göre, Türkiye'nin NTE arz zincirinde önemli bir aktör olmak için sadece rezerv madenciliğine değil, bu rezervlerin rafinasyonuna ve nihai teknolojik ürüne dönüştürülmesine odaklanması gerekiyor. TMMOB Maden Mühendisleri Odası Başkanı Ayhan Yüksel'e göre, hükümetin açıklamalarına karşın henüz Eskişehir bölgesindeki sahalardaki NTE'lerin ne büyüklükte olduğu ve çıkarılıp çıkarılmayacağı belli değil.

"Buna rağmen uluslararası kurumların da ortaya koyduğu veriler Türkiye'deki rezervin önemli bir rezerv olduğunu gösteriyor" diyen Ayhan Yüksel, "Yeraltında bulunan bir mineralin maden olup olmaması günün ekonomik koşulları ile teknolojik koşullarına bağlıdır. Yani onun bir ekonomik değeri olması gerekiyor üretildikten sonra. Şu anda bu konuda dünyada teknoloji geliştirme bakımında en ileri ülke Çin. Şu anda ne yazık ki Türkiye'de biz bu teknolojiye sahip değiliz" değerlendirmesinde bulunuyor.

Türkiye'nin var olduğu söylenen rezervleri çıkarmak ve ayrıştırarak rafine haline getirmek için ya teknoloji geliştirmesi ya da bu teknolojiyi dışarıdan ithal etmesi gerektiğini kaydeden Yüksel, "Ama biz bunu yapamazsak bunun bize sağlayacağı katma değer çok düşük olacaktır. Örneğin biz çıkardığımız NTE ile burada mıknatıs yapamıyorsak, mıknatıstan elektrik motoru yapamıyorsak, elektrik motorundan araba yapamıyorsak ülkeye kazandıracağı katma değer çok düşük olacaktır" diyor.

"Çin etki ve kontrolünü artırıyor"

Uzmanlara göre, NTE pazarında Çin'in etkisini kırmak için ABD ve Avrupa Birliği (AB) ülkelerinin önümüzdeki birkaç yılda 10 milyar dolarlık bir yatırım yapması gerekiyor. Türkiye Enerji Stratejileri ve Politikaları Araştırma Merkezi (TESPAM) Jeostratejik Araştırmalar Enstitüsü Müdürü Doç. Dr. Anıl Çağlar Erkan, nadir toprak elementlerinin gelecekte yalnızca enerji kadar stratejik bir unsur olmakla kalmayacağını, enerji güvenliği kavramını da yeniden tanımlayan temel değişkenlerden biri haline geleceğini söylüyor.

Çin'deki Bayan Obo sahası, dünyanın en büyük nadir toprak elementi rezervine sahipFotoğraf: Xinhua/imago images

Bu stratejik gücün doğrudan rezerv kontrolünden ziyade, tedarik zinciri hakimiyeti, rafinaj kapasitesi, teknoloji üretimi ve alternatif sistemlerin gelişim hızına bağlı olarak şekilleneceğini kaydeden Erkan, şu görüşleri dile getiriyor:

"Çin'in sadece kendi ülkesinde faaliyet gösteren bir yaklaşım izlemiyor, küresel ölçekte NTE yatırımları yapıyor. Küresel ölçekteki etki ve kontrolünü artırıyor. Bununla birlikte NTE faaliyetlerinde kullanılan teknikler ve teknoloji bakımından da hızlı bir gelişim gösteriyor ve bu yeniliklerin patentini alarak tekel konumuna katkı yapıyor. Öyle ki bugün ABD'nin İran meselesinde bile Çin'i tam olarak karşısına alamamasının başlıca nedeni NTE faktörü."

"Küresel yarış kızışıyor"

Bu tablo içerisinde Türkiye'de hükümetten gelen iddialı açıklamaların ne kadar hayata geçebileceği merak konusu. Eskişehir-Beylikova sahasında Eti Maden tarafından kurulan pilot tesis ile cevher zenginleştirme-saflaştırma protokollerinin de sistematik olarak kazanılması hedefleniyor. Eskişehir- Beylikova sahası, en yüksek tenör ve kaynak potansiyeline sahip alanı temsil ederken, Malatya-Kuluncak sahası da Türkiye'deki diğer önemli NTE yataklanmasını oluşturuyor.

İstanbul Nişantaşı Üniversitesi, İktisadi, İdari ve Sosyal Bilimler Fakültesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Çiğdem Üstün, son yıllarda savunma sanayiinde atılım yapan Türkiye'nin NTE pazarında da daha görünür bir oyuncu olabileceğini söylüyor.

Bu tip stratejik öneme sahip ürünlerin üretimi, siyaseten olduğu kadar askeri anlamda da araçsallaştırılabilir" diyen Prof. Üstün, "Yapay zeka, savunma sanayii ve sürdürülebilir enerji gibi stratejik alanlarda kullanılan NTE, hem şirketlerin hem de devletlerin güç kapasitesini belirleyen kritik girdiler haline geldiği için ekonomik rekabet ile jeopolitik rekabet iç içe geçti. Bu da kesintisiz bir küresel yarış yaratıyor" şeklinde konuşuyor.

Sonraki bölüme git DW Gündemi

DW Gündemi

Sonraki bölüme git Daha fazla DW içeriği