1. İçeriğe git
  2. Ana menüye git
  3. DW'nin diğer sayfalarına git

Türkiye Suudi Arabistan'ın savunmasına mı hazırlanıyor?

6 Ekim 2026

Mekke İttifakı toplantısında Türkiye'nin Suudi Arabistan'a asker konuşlandırma kararı alması beraberinde soru işaretlerini de birlikte getirdi. Muhalefetten de tepkiler var.

Soldaten der saudischen Armee Saudi Arabien Soldaten Symbolbild
Fotoğraf: Ali Hassan/EPA/dpa/picture alliance

Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan’ın oluşturduğu Mekke Savunma İttifakı’nın Riyad’daki toplantısından askeri konuşlandırma kararı çıktı.Yemen’deki çatışmaların şiddetlendiği ve Husilerin Suudi Arabistan’a yönelik saldırılarının sürdüğü bir dönemde alınan bu karar, Ankara’nın bölgesel güvenlik ortaklığını somut bir askerî taahhüde dönüştürüyor.

Ancak kararın uygulanması için TBMM'nin de onayı gerekiyor. Muhalefet partileri de Mekke İttifakı anlaşmasının halen TBMM’de kabul edilmediğine işaret ediyor.

DW Türkçe’nin yetkililerden edindiği bilgiye göre anlaşmanın kısa zaman içinde TBMM’ye sunulması söz konusu.

Ancak karar, kabul edildiği haliyle Türkiye’nin hangi güçlerle, ne kadar süreyle ve hangi görev kapsamında Suudi Arabistan’ın savunmasına katılacağı sorularına yanıt vermiyor. Ortak açıklamada asker sayısı, ülkelerin sağlayacağı katkılar ve konuşlandırma takvimine ilişkin bilgiler yer almadı.

Askeri konuşlandırmanın kapsamı bilinmiyor

Üç ülkenin 5 Ekim’de Riyad’da yapılan Stratejik Siyasi ve Savunma Komitesi toplantısının ardından yayımladığı açıklamada, kolektif savunma taahhütlerinin derhal uygulamaya geçirilmesi kararlaştırıldı. Üzerinde uzlaşılan askerî güç ve kabiliyetlerin Suudi Arabistan’a hızla konuşlandırılması için gerekli tedbirlerin alınacağı bildirildi.

Türkiye'nin Suudi Arabistan'a asker konuşlandırma kararının ayrıntıları belli değil Fotoğraf: Mustafa Hatipoglu/Anadolu/picture alliance

Açıklama, bir askerî destek kararı alındığını ortaya koyuyor. Ancak desteğin hangi unsurlardan oluşacağı konusunda bilgi vermiyor. Gönderilecek güçlerin Suudi Arabistan’da hangi görevleri üstleneceği belirtilmezken hangi ülkenin ne kadar kuvvet sağlayacağına ve sevkiyatın ne zaman yapılacağına ilişkin ayrıntı da henüz bulunmuyor.

Bu nedenle kararın Türkiye açısından hava savunması, askerî danışmanlık, lojistik destek veya doğrudan muharip görevlerden hangilerini kapsayacağı bilinmiyor.

Muhalefet hukuki dayanağı sorguluyor

Türkiye’de kararın ardından öne çıkan eleştirilerden biri, ittifak kapsamındaki yükümlülüklerin hangi hukuki zemine dayandığı ve parlamentonun süreçteki rolü.

Mekke İttifakı’nın kuruluşunu sağlayan anlaşma onay için halen TBMM’ye sunulmuş değil. Uluslararası anlaşmaların yürürlüğe girebilmesi TBMM’nin onayına bağlı. Anayasanın 90'ıncı maddesinde "Türkiye Cumhuriyeti adına yabancı devletlerle ve milletlerarası kuruluşlarla yapılacak andlaşmaların onaylanması, Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin (TBMM) onaylamayı bir kanunla uygun bulmasına bağlıdır” hükmü bulunuyor.

Buna ek olarak Türkiye Anayasası’nın 92'nci maddesine göre Türk askerinin yabancı ülkelere gönderilmesi de TBMM’nin yetki alanında.

Söz konusu maddede "Milletlerarası hukukun meşru saydığı hallerde savaş hali ilanına ve Türkiye'nin taraf olduğu milletlerarası antlaşmaların veya milletlerarası nezaket kurallarının gerektirdiği haller dışında, Türk Silahlı Kuvvetlerinin yabancı ülkelere gönderilmesine veya yabancı silahlı kuvvetlerin Türkiye'de bulunmasına izin verme yetkisi Türkiye Büyük Millet Meclisinindir" ifadesi yer alıyor.

Yeni Parti İstanbul Milletvekili Namık Tan, X hesabından yaptığı açıklamada Mekke Ortak Savunma Anlaşması olarak anılan düzenlemenin hukuki statüsünün açıklanmasını istedi. Tan, TBMM onayına sunulmadan anlaşmanın nasıl uygulanabileceğini sorarak atılan adımları "anayasal suç" olarak nitelendirdi.

Tan, ayrıca kamuoyuna duyurulan belgenin bağlayıcı bir savunma anlaşması mı, bir mutabakat metni mi, yoksa ortak açıklama mı olduğunu da sorguladı.

Riyad açıklamasındaki önemli bir ayrıntı "konuşlandırmanın tarafların ulusal mevzuatına ve onaylanan düzenlemelere uygun gerçekleştirileceği" belirtilmesi olarak öne çıkıyor. Dolayısıyla anlaşma TBMM’de onaylanmadan Türk askerlerinin Suudi Arabistan’a konuşlanması anayasal olarak mümkün değil.

İYİ Parti Genel Başkan Yardımcısı Turhan Çömez de toplantı kararlarına tepki gösteren isimlerden. Çömez X hesabından yaptığı değerlendirmede “Yaşanan gelişmeler Türk askerinin Suudi Arabistan'ı Husilere karşı korumak üzere Yemen çöllerine gönderilme ihtimaline işaret ediyor” ifadesini kullandı.

Çömez, sözlerini "İktidar açıkça Anayasa'nın 90. ve 92'nci maddelerine aykırı hareket ediyor. Türkiye, ABD'nin Orta Doğu'daki ileri karakolu olamaz, olmamalı. Türk askeri, ABD'nin, İsrail'in ve Suudi Arabistan'ın çıkarları için Yemen çöllerine gönderilemez, gönderilmemeli" şeklinde sürdürdü.

Ortak savunma hangi yükümlülükleri getiriyor?

7 Ağustos’ta ilan edilen Mekke Ortak Savunma Anlaşması, üç ülkeden birine yönelik silahlı saldırının tümüne yapılmış sayılmasını öngörüyor. Ancak bu ilkenin hangi askerî ve siyasi mekanizmalarla uygulanacağı, ittifakın kuruluşundan beri tartışılıyor.

Alman Politika ve Bilim Vakfı (SWP) araştırmacısı Nebahat Tanrıverdi Yaşar, Ağustos ayında DW Türkçe’ye yaptığı değerlendirmede ortak savunma taahhüdünün otomatik olarak savaşa girme yükümlülüğü anlamına gelmediğini belirtmişti.

Riyad’da alınan son karar, ittifakın askeri destek sağlamak üzere harekete geçebileceğini de göstermesi açısından önem taşıyor. Bununla birlikte karar alma usulleri, ülkelerin katkılarının sınırları ve konuşlandırılacak güçlerin komuta düzeni şu ana kadar kamuoyuna açıklanmış değil.

Askeri desteğin hangi koşullarda genişletilebileceği veya sona erdirileceği de yanıt arayan bir diğer soru.

Türkiye’nin askeri desteği hangi riskleri taşıyor?

Kararın Ankara açısından önemi, Körfez güvenliğine ilişkin siyasi dayanışmanın askeri uygulama aşamasına taşınması ve bu da bazı riskleri beraberinde getiriyor.

Emekli Tümamiral Yankı Bağcıoğlu, yaptığı değerlendirmede "Türkiye’nin Yemen'de taarruzi bir faaliyete veya doğrudan muharip angajmana dâhil olması hâlinde, Türk unsurlarının ve Türkiye bağlantılı ticari gemilerin Husi saldırılarının hedefi hâline gelme riski göz ardı edilmemeli" uyarısında bulundu.

Yemen'deki Husiler İran destekli bir yapılanmaFotoğraf: Mohammed Huwais/AFP

Bağcıoğlu, Husiler ile Somali’deki Eş Şebab terör örgütü arasındaki silah, lojistik ve teknik iş birliğine ilişkin açık kaynaklarda yer alan bilgilerin dikkate alınması gerektiğini de belirterek bunun Somali ve Aden Körfezi’ndeki Türk askeri, ekonomik ve deniz ticareti çıkarlarına etkisine dikkat çekti.

Riyad toplantısı, Suudi Arabistan destekli Yemen hükümet güçlerinin yeni karşı taarruzu ve çatışmaların şiddetlenmesi ile aynı zamana denk geldi. Kızıldeniz’i Aden Körfezi’ne bağlayan Babülmendep çevresindeki mücadele, uluslararası ticaret ve enerji taşımacılığını da ilgilendiriyor.

Riyad’da kurumsallaşma adımı da atıldı

Toplantıda Türkiye’yi Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler ve Genelkurmay Başkanı Orgeneral Selçuk Bayraktaroğlu temsil etti. Askeri destek kararının yanı sıra Pakistanlı emekli Korgeneral Nauman Mahmood, üç yıllığına ittifakın ilk genel sekreteri olarak atandı.

İlk komite toplantısının 31 Ağustos’ta İstanbul’da yapılmasının ardından genel sekreterin belirlenmesi, ittifakın sürekli bir yapıya dönüştürülmesi yönünde yeni bir adım olarak görülüyor.

Öte yandan ABD Temsilciler Meclisi Üyesi Joe Wilson son toplantıdan çıkan kararları memnuniyetle karşılayarak, Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında kurulan Mekke Savunma İttifakı’nın “Orta Doğu’nun NATO’su” olma potansiyeli taşıdığını söyledi. Wilson, Husilerin saldırıları karşısında ittifakın harekete geçirilmesi nedeniyle üç ülkeye teşekkür etti.

Gülsen Solaker Dış politika ve iç siyasi gelişmeler ağırlıklı olarak 1997’den beri çalışan gazeteci.
Sonraki bölüme git DW Gündemi

DW Gündemi

Sonraki bölüme git Daha fazla DW içeriği