1. İçeriğe git
  2. Ana menüye git
  3. DW'nin diğer sayfalarına git

Türkiye'deki Alman firmaları tedirgin

20 Eylül 2017

Türkiye ile Almanya arasındaki siyasi gerginlik iş dünyasında huzursuzluğa yol açıyor. Alman şirketler Türkiye'deki siyasi ortamın yeni yatırımlar konusunda önemli riskler barındırdığı görüşünde.

Başbakan Binali Yıldırım Temmuz ayında Alman iş dünyası temsilcileriyle bir araya gelmişti.
Başbakan Binali Yıldırım Temmuz ayında Alman iş dünyası temsilcileriyle bir araya gelmişti.Fotoğraf: picture-alliance/ZUMA Wire

Siemens, Daimler ya da Eon... Alman firmaları için yaklaşık 80 milyon nüfusa sahip Türkiye büyük bir pazar anlamına geliyor. Alman firmalarının 6 bin 800'ünün Türkiye'de üretim tesisleri var. Bu tesislerin maddi değeri 9 milyar euro ve yaklaşık 140 bin kişi istihdam ediyorlar.

BASF firmasının Türkiye'de altı kentte üretim tesisleri ve 800 çalışanı var. Bir süre önce Türkiye'nin, aralarında BASF'ın da bulunduğu 680 Alman şirketinin adının yer aldığı bir liste oluşturduğu ve listedekilerin teröre destek ile suçlandığı iddiası Alman şirketleri arasında huzursuzluk yaratmıştı. Hükümet Sözcüsü ve Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ Temmuz ayında yaptığı açıklamada, listeyle ilgili bir "iletişim hatası" yaşandığını, Alman şirketlere yönelik herhangi bir soruşturmanın söz konusu olmadığını söylemişti. Ancak bu gelişme yine de BASF gibi Alman firmalarını tedirgin etti. BASF Yönetim Kurulu Başkanı Kurt Bock, Alman Haber Ajansı'na (dpa) yaptığı açıklamada, "Bu, Türkiye'ye duyulan güveni artıran bir olay olmadı. Herkes bilir ki, yatırımlar için istikrarlı temellere ihtiyaç vardır. Hukukun ve yasaların tanınması da bunun bir parçasıdır" diye konuştu.

Fotoğraf: DW

Alman Sanayi Birliği Başkan Yardımcısı Thomas Bauer de Türkiye'deki gelişmelerden endişeli. Aynı zamanda Bauer inşaat şirketinin yöneticisi olan Bauer, Alman Ekonomi Haber Ajansı'na (DPA-AFX) yaptığı açıklamada, "Elbette yarın ne olacağı sorusu soruluyor. Çünkü Türkiye'de başına buyruk bir rejim var" diyor. Türkiye'ye karşı yaptırımlar uygulanması ya da seyahat uyarısı yapılması olasılıklarının önemli bir risk olduğunu belirten Bauer, "Mevcut işler aynen devam ettiriliyor. Ama ileriye dönük bakıldığında Türkiye cazibesini yitirdi. Şu an işadamı olarak Türkiye'de firma satın almam" dedi.

Fotoğraf: DW/N. Jolkver

Yapı malzemeleri üreten ve Türkiye'deki Akçansa şirketiyle ortak olan Alman HeidelbergCement şirketi de Türkiye'ye yeni yatırımlar konusunda temkinli. Şirket Yönetim Kurulu Başkanı Bernd Scheifele uygun fırsatlara rağmen şu an yeni firma satın alınmasının planlanmadığını söylüyor.

Alman Sanayi ve Ticaret Odası (DIHK) Dış Ticaret Sorumlusu Volker Treier de Türkiye konusunda iyimser değil. Treier, "Siyasi durum değişmezse, Alman firmalarının yeni yatırımlar yapmasını düşünebilmek mümkün değil" diyor.

Hermes garantileri huzursuzluğu

Almanya ile Türkiye arasında ticaret 2016 yılı ortasından itibaren güçlü bir biçimde azalma gösterdi. Alman Sanayi ve Ticaret Odası'nın (DIHK) verilerine göre bu yılın ilk yarısında Almanya'dan Türkiye'ye ihracatta yüzde 10'luk düşüş kaydedildi. DIHK dış ticaret sorumlusu Treier, bu düşüşün devamı halinde, Alman ihracatında 2 milyar euroluk bir delik oluşacağını vurguladı.  

Almanya Dışişleri Bakanı Sigmar Gabriel'in, Türkiye'ye karşı alınabilecek önlemler arasında saydığı, Hermes garantilerinin gözden geçirilmesi konusu da Alman şirketler tarafından yakından takip ediliyor. Bu garantilerle Alman devleti, Alman firmalarının Türkiye'deki yatırımlarını güvence altına alıyor. Hermes garantilerinin devre dışı kalması durumunda Alman şirketlerinin yatırım isteklerinin daha da azalacağı tahmin ediliyor. Son olarak Yeşiller Partili milletvekili Özcan Mutlu'nun soru önergesine hükümetin verdiği yanıt, bu garantiler konusunda henüz bir adım atılmadığını ortaya koymuştu.

Büyüme rakamları

Alman Sanayi Birliği Başkan Yardımcısı Thomas Bauer, iki ülke arasındaki tüm gerginliğe rağmen günlük iş ilişkilerinde pek değişen birşey olmadığını belirtiyor.

Türkiye'den açıklanan resmi istatistikler de bu tabloyu doğruluyor. Resmi verilere göre Türk ekonomisi tüm olumsuzluklara rağmen yılın ikinci çeyreğinde yüzde 5'ten fazla büyüyerek, darbe girişimi öncesi dönemi bile gölgede bıraktı. Ancak iktisatçıların Türkiye'den gelen büyüme rakamlarının doğruluğu konusunda şüpheleri var.

Commerzbank uzmanlarından Lutz Karpowitz, "Bu bilgilerin siyasi olarak etkilendiği görüşündeyim" diyerek şüphesini dile getiriyor. Manipülasyon yapıldığı konusunda kanıtları olmadığını söyleyen Karpowitz, ancak şüphe duymak için iyi gerekçelerin olduğu görüşünde. Uzman, denetlenebilir uluslararası rakamlarla kıyaslandığında

Türk turizm sektörüne dair resmi rakamların yanısıra yatırımlar konusundaki bilgilerin de inandırıcı olmadığını söylüyor. 

Türk siyasetindeki huzursuzlukların Türk ekonomisinde iz bırakmaksızın geçip gitmediği, Türk Lirası'nda da görülüyor. Darbe girişiminden bu yana Türk Lirası Euro karşısında üçte bir değer kaybetti. AB ile siyasi gerginlik bu düşüşün devam etmesine neden oldu. Ağustos ayında Türk Lirası'ndaki düşüş rekor seviyeydi. Türkiye için Lira'nın zayıflaması olumsuz bir gelişme. Bu durum Türk ihracat ürünlerinin dünya pazarındaki rekabet gücünü artırsa da, diğer yandan ithalatın pahalanmasına neden oluyor. Ve Türkiye uzun süredir ihraç ettiğinden daha fazlasını ithal ediyor.  

© Deutsche Welle Türkçe

DPA, HT/BK

 

Sonraki bölüme git Bu konuda daha fazla içerik

Bu konuda daha fazla içerik

Daha fazla içerik göster