1. İçeriğe git
  2. Ana menüye git
  3. DW'nin diğer sayfalarına git

Uyum penceresinden burka tartışması

18 Ağustos 2016

Almanya'da burka, nikap veya tam kapalı çarşaf gibi giysilerin yasaklanması tartışması sürüyor. DW'ye konuşan sosyolog Ludger Pries, tartışmanın entegrasyon sorununu özünden uzaklaştırdığına dikkat çekiyor.

Fotoğraf: picture-alliance/U. Baumgarten

Deutsche Welle: Entegrasyon konusunda son dönemde epey yazılıp çizildi. Siz de "Göç ve vasıl olmak" başlıklı bir kitap yazdınız. Bu konuda nasıl bir yaklaşımdan yanasınız?

Ludger Pries: Geçtiğimiz on yıllarda yürütülen mülteci ve göç tartışmasında önemli bir unsur yeterince dikkate alınmadı: İnsanlar ülkemize kişisel hayat deneyimleri ve kültürel arka planlarıyla geliyor. Herkesin mümkün olduğunca hızlı bir şekilde asimile olmalarını bekledik. Ama bu ülkeye gelmeden önceki hayat tecrübeleriyle hemen hiç ilgilenmedik. Bu, İkinci Dünya Savaşı sonrası yerlerinden edilenlerden göçmen işçilere ve Alman uyruklu göçmenlere kadar göç tarihinin kırmızı çizgisini oluşturuyor.

DW: Bu, ülkemize gelen 1 milyondan fazla mülteci açısından ne anlama geliyor?

Pries: Onların buraya yalnızca fiziki olarak değil kişisel ve sosyo-kültürel olarak da vasıl olmalarını sağlamalıyız. Burada uzun süredir ya da birkaç kuşaktır yaşayanlar kendi hayat tecrübe ve vasıl olmalarını da işin içine katabilir. Böylece onların da paylaşımları artmış olur. Örneğin Türkiye kökenliler, İslam dinine mensup kişiler ve ikinci kuşak Alman uyruklu göçmenler. Bu, üzerinde durulması gereken bir konu.

DW: Somut olarak söylersek?

Pries: Birçok mülteci travma yaşıyor. Onlarla diyalog kurmak zor. Semt ve mahalle seviyesinde diyalog organize edilecek olursa mültecilerin daha kolay şekilde kendilerini dile getirmesi sağlanır. Ayrıca onları benzer tecrübelere sahip insanlarla bir araya getirmek gerekiyor.

DW: Başarısızlığa uğrarsa ne olur? Kitabınızda şiddet olayları ve terör eylemleri tehdidinden söz ediyorsunuz.

Pries: Mültecilerin bu ülkeye vasıl olmasını sağlamak, bu ihtimalin en düşük seviyede tutulmasını sağlar. Hoş geldin kültürü ulaşmalarını mümkün kılmalı. Bunu iş piyasasına katılım ve Almanca öğrenerek entegrasyon izlemeli.

Prof. Ludger PriesFotoğraf: privat

DW: Almanlar İslamcı motifli saldırıların tekrarlanmasından kaygı duyuyor. Bu ihtimali nasıl değerlendiriyorsunuz?

Pries: Geçen yıl buraya gelen mültecilerin büyük kısmı travmatik tecrübelere sahip. Bu, bazı mültecilerde şiddet ve terör eylemlerine yönelme ihtimalini artırabilir. Ancak muhtelif ülkelerdeki terör eylemleri ve saldırılar, bu ihtimalin mülteci olmasa da belirli psikolojik sorunları olan kişilerde de yüksek olduğunu ortaya koyuyor. Tekrarlamak gerekirse: Entegrasyon yalnızca vasıl olma ve kabul görme halinde işler. Son haftalarda meydana gelen terör eylemlerini incelediğimizde bu insanların kişisel başarısızlıklarında bunun ağırlıkla rol oynadığını görüyoruz.

DW: Bu kapsamda Almanya'da yürütülen muhtemel burka yasağı tartışması ve çifte vatandaşlık hakkının geri alınması taleplerini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Pries: Politikacılar herhangi bir adım atmaları konusunda muazzam baskı yaşıyor. Bu sırada hedefe götürmeyen kararlar da alınabiliyor. Burka yasağı tartışması ve çifte vatandaşlık hakkı meselesini böyle değerlendiriyorum. Çifte vatandaşlık hakkı önemlidir, çünkü birçok kişi kendini farklı kültürlere ait hissediyor. Paris ve Brüksel saldırganları çifte vatandaşlığa sahip değildi. Ama entegre olamamışlardı ve kabul görmüyorlardı. Bu yüzden çifte vatandaşlık hakkının geri alınması mevcut sorunları çözemeyecektir. Belki de sonbaharda yaşadığımız hoş geldin tartışması biraz safça bir şekilde yürütüldü. Ancak aşırı adımlar atmaktan kaçınmalı ve sorunlarımızın çözümüne katkı sağlamayacak taleplerde bulunmamalıyız.

DW: Tartışma buraya gelmek isteyen mültecilere nasıl yansımalı?

Pries: Meselenin özü bu. 30 yıl boyunca misafir işçilere siz misafirsiniz deyip entegrasyon önlemleri alma gereği duymadık. Benzer hatalı mesajları, örneğin çifte vatandaşlık hakkını geri alarak bir başka şekilde vermiş oluruz. Burka yasağı konusunda vurgulamak istediğim, din özgürlüğünün bizde önemli bir yeri olduğudur. Dini sembollerin kamuya açık yerlerde, adliyeler ya da okullarda taşınmasının sınırlandırılmasına ilişkin tartışma ayrı tutulmalı. Çözümü genel bir burka yasağında görmek doğru olmaz.

Bu tür tartışmalar entegrasyonu engelliyor. Tüm toplumun birlikte halletmesi gereken vasıl olma ve entegrasyon görevleri gibi asıl sorunlardan dikkatleri başka yönlere dağıtıyor.

DW: On yıllar öncesinde bıraktığımız tartışmalara geri dönmemizden kaygı duyuyor musunuz?

Pries: Her kuşağın kendi benlik ve yabancı anlayışını yeni baştan yürütüp karar vermesini kabullenmeliyiz. Sürgün ve mültecilik konusunda Almanya'nın kendi tecrübe ve kabul potansiyeli sözkonusu. Bu tücrübeleri paylaşarak harekete geçirebiliriz. Yalnızca ekonomik açıdan küreselleşme şampiyonu değil, kendi tarihinden dolayı küresel sorumluluk üstlenen bir ülke olmalıyız. Küreselleşmenin nimetlerini kendimize ayırıp geriye kalanları Afrika ülkelerine bırakmak olmaz.

Prof. Ludger Pries, Bochum Ruhr Üniversitesi'nin öğretim görevlisi. "Göç ve Ulaşmak" isimli kitabı kısa süre önce çıkan Pries, Alman Göç ve Uyum Vakıfları Bilirkişi Konseyi'nin Başkanı.


© Deutsche Welle Türkçe

Söyleşi: Gero Schließ

Sonraki bölüme git Bu konuda daha fazla içerik